Anatomi





Beta mikrobu nedir ?
“Beta mikrobu” diye bilinen mikroorganizma boğazda iltihaplanma yapan bir çeşit bakteri cinsidir. Tıp dilinde A grubu beta hemolitik streptokok olarak adlandırılır. Bulaşıcıdır ve bazı ciddi komplikasyonlara yol açabildiği için halk arasında özel önem verilir. Özellikle çocuk ve genç erişkinlerde görülür. İnsanların bir arada bulunduğu okul, sinema salonu gibi kapalı ve havalanması yetersiz ortamlarda kolaylıkla bulunur. Damlacık enfeksiyonu denilen öksürük, hapşırık ve yakın konuşma ve öpme gibi yakın temas ile ve solunum yoluyla insandan insana çok kolay bulaşır.

Beta mikrobu varlığı nasıl anlaşılır ?
Boğaz ağrısı, yüksek ateş, yutma güçlüğü, iştahsızlık, halsizlik, karın ağrısı, bulantı ve kusma ilk belirtilerdir. Boğazda kızarıklık, bademciklerde şişme ve kızarıklık veya üzerinde plak denilen oluşumlar gözlenebilir. Çene altı bezelerinde şişme ve basmakla ağrı vardır. Eklemlerde ağrı ve hassasiyet olabilir. Hasta ateşli, halsizdir, bir şey yiyip içemez.

Beta mikrobu çok yaygın mıdır ?
Özellikle kış aylarında ortamların yeterli havalandırılmamaları sonucu daha sık rastlanır. Ancak her boğaz iltihabı beta değildir. Sayıyla söylemek gerekirse ateşli boğaz yakınmalarının % 10-15 kadarında Beta (=A grubu beta hemolitik streptokok) mikrobu vardır. Ancak okul benzeri ortamlarda hızlı yayılımı nedeniyle daha fazla imiş gibi değerlendirilir .

Boğazına bakarak beta var diyebilirim ?
Hayır. Çoğu kez yanıltıcıdır. Öyle ki Doktorunuz bile boğaz kültürüne gerek görecektir. Bu tablo diğer bazı hastalık tabloları ( kızıl, peritonsiller abse, enfeeksiyöz mononükleoz gibi ) ile karışabilecektir. Yine burun boğaz yakınmaları ile birlikte görülebildiği için sinüzit, farenit, tonsillit, orta kulak iltihabı ve akciğer enfeksiyonları ile de karışabilir.

Hastalık kaç gün sürer ?
Uygun tedavi ile boğaz ağrısı ve ateş 3-5 günde düşer, ancak genel tablo 1-2 hafta sürebilir.
Sınıf arkadaşında beta varmış ama çocuğumda bir şey olmadı.
Bunu söylemekte acele etmeyin. Çünkü mikrop alındıktan 10 gün kadar sonra hastalık tablosu yaratabilir. Buna uygun önlemleri almanızda yarar vardır. Ancak mikrop almamış da olabilir.

Hasta olmayanda da beta olabilir mi ?
Evet. Bazı kişilerde hastalık belirtileri olmaksızın mikrop bulunur. Bunlara taşıyıcı denilir. Taşıyıcılık da az değildir.

Beta için mutlaka penisilin iğnesi gerekir mi ?
Hayır. Her beta mikrobunda enjeksiyon gerekli olmayabilir. Ancak buna doktorunuz karar verecektir. Tablonun durumuna göre ağız yoluyla kullanılan penisilin verilebilir. Ancak süre en az on gün olacaktır. Tedavinin yarıda kesilmemesi çok önemlidir. Yapılan kontrol kültürlerinin sonucuna göre iğne (=enjeksiyon) formuna gerek duyulabilecektir.

Penisilin iğnesi tehlikeli değil mi ?
Evet çok seyrek görülse de penisilin allerjisi bir gerçektir. Ancak bu olay abartılmamalıdır. Hastane ortamında doktor gözetiminde ve gerekli görüldüğü zaman mutlaka yapılmalıdır. Ancak doktorunuz da çoğu kez tablonun ağırlığına göre evde ve ağız yolu ile alınan penisilinleri önerecektir.

Tedavi kaç gün sürer ?
A grubu beta hemolitik streptokok tedavisi en az 10 gün sürer. Doktorunuz tabloya göre ev ve yatak istirahatini düzenleyecektir. Hafif formlarda antibiyotik tedavisinin 3.cü gününden itibaren okula gidebilecektir.

Beta mikrobu yok edilemezse ne olur ?
A grubu beta hemolitik streptokok enfeksiyonunun en önemli yönü burasıdır. Yeterli veya uygun şekilde tedavi edilmeyen mikrop vücutta daha sonra ateşli romatizma, kalp romatizması, eklem iltihapları ve böbrek iltihapları ortaya çıkarabilir. Bunlar antibiotik çağında çok seyrek görülseler de aileler için gerçekten ürkütücü komplikasyonlardır. Bu nedenle her boğaz ağrısı ve ateşli tablo mutlaka Kulak Burun Boğaz Uzmanı tarafından değerlendirilmeli ve gerekli tedavisi mutlaka yapılmalıdır. Hatta ev veya okulda yakın ilişkide bulunulan kişilerde geçirilen bir A Grubu beta Hemolitik Streptokok enfeksiyonunu öğrendiyseniz hasta olmayı beklemeden doktorunuza başvurmalısınız.

Boğaz kültürü temiz çıkınca kurtulmuş oluyor muyuz ?
Hayır. Boğaz kültüründe üreme olmaması sizi sevindirmemelidir. Kültür alımı uygun şekilde yapılmamış olabilir. Hatta bademciğin girintilerinde veya içinde de Beta Hemolitik Streptokok mikrobu barınabilir. Bu nedenle enfeksiyon tedavi edildikten sonra birer hafta ara ile yapılan üst üste üç kültür de normal olarak bulunmadıkça mikrop yokolmuş denilemez.

Tedavi evde yapılabilir mi ?
Evet. Doktorunuz başka bir öneride bulunmamışsa verdiği ilaçları evde alarak kullanabilirsiniz. Bu arada hastanın bol sıvı ve yumuşak gıdalar alması, solunum havasının temizlenmesi, nemlendirilmesi ve sağlam kişilerden bir süre uzak tutularak istirahat etmesi sağlanmalıdır. Eklem etkilenimi şüphesi varsa yatak istirahati kesin olup süresi uzun tutulmalıdır. Ev tedavisinde en önemli konu yakınmaların azalmasına karşın tedavinin mutlaka tamamlanmasıdır.

Evde tedavi sırasında tablo kötüleşebilir mi ?
Evet. Bazen başka komplikasyonların gelişimi olabilir. Eklem kızarıklığı, ağrısı, şişliği, bulantı kusma, solunum sıkıntısı, kulak akıntısı, şiddetli başağrısı, burun tıkanıklığı, ateşin düşüp yeniden artması, dalgınlık, kalp atımında düzensizlik gibi belirtilerin varlığında derhal doktorunuza haber vermelisiniz.

Koruyucu iğne yaptırmalı mıyım ?
Halk arasında koruyucu olarak bilinen uzun etkili, depo penisilinler ancak Kulak Burun Boğaz Uzmanınız gerek görürse yapılabilir. Bunun süresini dozunu doktorunuz belirleyecektir.




Kalınbağırsağın bir uzantısı olan apandis çoğu zaman apandisit denilen bir iltihaba yol açar.

Apandis, kalınbağırsağın baş tarafında, körbağırsakta bulunur. İçi boş solucanımsı bir uzantıdır; ortalama uzunluğu 8 santimetredir. Görevi bademciklerin ve lenf düğümlerinin görevine benzer; kalınbağırsakta bulunan mikropları yok ederek hastalık yapmalarını önlemeğe çalışır. Kesinlikle gerekli olmamakla birlikte, görülüyor ki gene de bir işe yarıyor.

Apandisit, apandisin mikrop alma sonucunda iltihaplanmasıdır; çocuklarda çok görülür. Apandisitin başlıca belirtileri şunlardır: karın ağrıları, hafif ateş, paslı dil, mide bulantısı ve kusma. İlkin üst karın bölgesinde başlayan ağrılar zamanla sağ kasık bölgesine yerleşir. Buraya bastırınca büyük ağrı ve kasılmalar olur.

Bu belirtiler ortaya çıkar çıkmaz doktora başvurulmalıdır. Geç kalınırsa apandis patlayarak iltihap karın zarına yayılabilir ve hasta karın zarı iltihabından ölebilir. Apandis ameliyatı çok basittir, 20 dakikayı geçmez: karın zarı, iki kas demeti arasından yarılarak apandis dibinden kesilip alınır. Yarası çabuk iyileşir.




Mide, sindirim sistemimizin en önemli parçasıdır ama sanıldığının aksine yiyeceklerin özümlenmesinde pek önemli bir rol oynamaz. Midenin asli görevi yenilenleri mekanik olarak karıştırmak, kimyasal yolla yani mide salgısının etkisiyle parçalamaktır. Sadece alkol, basit şekerler ve bazı ilaçlar midede özümlenirler.

Midenin iç yüzünü kaplayan, mukoza adı verilen zarın altında çok sayıda salgıbezi vardır. Mide salgısı bu bezler tarafından salgılanır. Her yemekte yaklaşık 600 santimetreküp, günde toplam l ,5 litre kadar salgılanan bu salgı renksiz, berrak, özel kokulu, akışkan bir sıvıdır. Çoğunluğu hidroklorik asit, geri kalanı yiyecekleri parçalamaya yarayan enzimlerdir. Mide salgısı yiyecekler tarafından uyarılmayla salgılandığı gibi ruhsal etkilerle de salgılanabilir.

Mide asidi gerçekten de güçlü bir asittir. Binde l ila 3 kloridlik asit taşır. Buna dayanacak özellikte olmayan dokularda tahriş yapar. Yemek borusu ve boğaz, bu asidin geri kaçmasından en kolay etkilenen organlardır. Eğer bir insanda mide-yemek borusu kapağında sorun varsa, yatarken ya da öne doğru eğildiğinde mide asidiyle karışmış ve yarı sindirilmiş besinler yemek borusuna geri dönerek boğazda ekşime ve yanma duygusuna yol açarlar.

Midedeki salgı bezleri, mide asidi ve enzimlerin yanı sıra ‘mukus’ adı verilen bir sıvı daha salgılarlar. Sümüksü ve yapışkan olan mukus, midenin iç yüzeyini kaplar, mide suyunun mide iç yüzeyine değmesini, asitten zarar görmesini yani midenin kendi kendini sindirmesini önler.

Mukus, mideyi sadece kendi asidinden değil, asitli ilaçlara, alkol, sirke ve biber gibi şeylere karşı da korur. Mukus salgısı midenin yanı sıra, sindirim borusu, burun boşlukları, bronşlar gibi mukoza tabakasının kapladığı vücudun başka yerlerinde de bulunur.

Mukus, mide yüzeyini kaplama görevini yapamadığı zaman, mide asidi bu bölgeyi tahriş eder ve ülser diye bilinen hastalık meydana gelir. Ne var ki, midedeki yanma, ekşime, karın ağrısı, bulantı gibi yakınmalar çoğunlukla mikroplu bir hastalığın belirtisidirler. Ülserin gerçek nedenleri tam olarak açıklanamıyor, sadece çok gerilimli yaşayan kişilerde daha çok görüldüğü biliniyor.

Nasıl oluyor da, çinko bir levhayı bile eritebilecek kadar güçlü olan mide asidi, yiyeceklerle birlikte alınan, mikrop ve zararlı bakterileri de öldüremiyor?

Yiyecekler midede 2 ila 4 saat arasında karıştırılarak ve parçalanarak sindirim işlemine tabi tutulurlar. Bakterilerin bir kısmı, mide asidi tarafından tahrip edilirler ama toksinleri bu sürede bağırsaklara geçmiş olurlar.

Bazı bakteriler, mide asidinin saf şekline bile dayanabilirler. Zaten yiyeceklerle birlikte mide asidi iyice seyrekleşir, hatta süt gibi bazı gıdalar, asidi nötralize ederler. Süt, ülseri olanlar için faydalıdır ama bu arada mide asidinin etkisini de azaltır.




Kedi, köpek ve farelerde ter bezleri ayaklarının altında, yara-
salarda başın yan tarafında, tavşanlarda ağızlarının etrafında, geyiklerin burunlarının dibindedir. İnsan derisinin ise her tarafında ter bezleri vardır. Avuçiçi ve tabanda bu bezlerin sayıları daha fazla, koltuk altlarında ise boylan daha büyüktür.

Normalde aşırı sıcaklarda suratımız ve koltuk altlarımız en çok terleyen yerlermiş gibi görünür ama aslında ellerimiz, daha doğrusu avuçiçlerimizdeki ter bezleri sayısı çok daha fazladır. Yani ellerimizin terlemesi doğaldır ama niçin sıkıldığımız veya sinirlendiğimiz zaman?

Tam olarak bilinmiyor ama tahminlere göre bu da bize atalarımızdan kalan bir vücut refleksi veya reaksiyonu. Ellerimizdeki ter aslında atalarımızın, bir tehlike anında kaçarak ağaçlara tırmanmalarını kolaylaştırıcı bir salgı. Ağaçlara tırmanırlarken ellerinin nemlenmeleri nedeniyle daha az çizik ve yara oluşuyor, daha rahat yüksek dallara tırmanabiliyorlarmış.

İnsanın milyonlarca yıl devam ettiği önesürülen evriminde, artık işe yaramayan kuyruğu kaybolmuş ama sıkılınca ellerinin terlemesi, korkunca tüylerinin diken diken olması, çene ve bacaklarının titremesi devam ediyor.

Sıcak havada terliyoruz, hadi sıkılınca terlemek de atalarımızdan miras, peki biber yiyince niçin terliyoruz?

Baharatlı yiyecekler ve biberler içlerindeki yakıcı kimyasallar nedeniyle, yenildiklerinde, ağız içindeki sinir uçlarını uyarırlar ve sanki hava sıcaklığı çok yükselmiş gibi algılamalarına sebep olurlar. Sinir uçları sıcak ve yakıcı uyarılarının aralarındaki farkı hissedemediklerinden beyne, yüz tarafındaki hava ısısının yükseldiği sinyalini gönderirler. Beyin derhal soğutma mekanizmasını devreye sokarak yüzün etrafındaki ısıyı düşürmek için ter bezlerini faaliyete geçirir.




Boğazın iki yanında bulunan bezler.

Boğazın her iki yanında, dilin dibinde üst tarafta nöbetçi olarak bulunan bademcikler, yutağı mikroplara karşı korur.

Gerçekten de bademcikler, lenf bezleridir; içlerinde, mikroplara karşı etkin biçimde mücadele edebilecek özel türden akyuvarlar bol miktarda bulunur. Solunum aygıtının giriş kısmının her iki yanında yer alan bademcikler, böylelikle organizmamızı burundan veya ağızdan içeri girebilecek bütün hastalık mikroplarına karşı savunur.

Bu savunma tepkisi, kendini (sözgelimi bir anjin vakasında), bademciklerde ağrılı bir bademcik iltihabı (yangısı) biçiminde gösterir.

Bununla birlikte, bademciklerin, bir savunma aracından çok, bir tehlike haline dönüştüğü durumlar da yok değildir. Gerçekten, bazı kişilerde, özellikle çocuklarda bu organlar, öylesine duyarlıdır ki, sürekli olarak mesele çıkarır, ağrır ve solunuma engel olacak kadar şişer; o zaman bademciklerin ameliyatla alınması gerekir.

Vücutta yapı ve görev bakımından bademcikleri andıran başka bezler de vardır: dil bademciği, yutak bademciği, bağırsak bademciği gibi.

Next Page »