Sağlıklı Ve Zinde Yaşam





ÖPÜŞMEYE GÖRE KARAKTER ANALİZİ…

İlgililer herşeye göre karakter analizi yapabiliyorlar. Öpüştüğünüz kişinin karakterini mi merak ediyorsunuz. O zaman aşağıdaki yazıyı dikkatlice okuyun. İşte dudak dokunuşlarının nelere işaret ettiğinin ipuçları…

MACERACI

Öpüşme tekniği: İstekleri bitmez ve oldukça sırnaşık bir şekilde öpüşür. Ayrıca öpüşme esnasında vücut temasına çok özen gösteren maceracı, bu davranışıyla öpüşmenin onun için cinsel ilişkiden önce gelen bir basamak olduğunu gösterir.

Vücut yapısı: Kaslı, geniş omuzlu, erkeksi, sportif…

Özellikler: Bonkör, ama yine de belli bir amaç doğrultusunda!

Sonuç: istediği herşeyi elde eder! Zaman o kadar önemli değildir!

öpüşme tekniği: Severek ve yorulmak bilmeden öpüşür. Ayrıca sırnaşık ya da karşısından çok fazla istekte bulunan birisi değildir. Vücut yapısı: Güçlüdür, ama yine da az kaslıdır. Her zaman bakımlıdır ve gözlerinde derin bir anlam gizlidir. Dolgun dudaklıdır. Özellikler: Nazik ve baştan çıkartıcıdır. Kadınları parmağına dolayabilir. Sonuç: Her zaman ne istediğini ve neyi nasıl elde edeceğini bilir.

İŞKOLİK

Öpüşme tekniği: Onun için hiç şüphesiz en önemli unsur başarıdır! öpüşmeyi sever, tabii çok uzun ve sık öpüşür. Ama dili gereğinden fazla hareketlidir. Öpüşürken karşı tarafı mıncıklamaktan hoşlanır. Ancak bir anda kalkıp işe gidebilecek bir kişiliği vardır.

Vücut yapısı: Zayıf, solgun, sportif, ince dudaklı ve uzun yüzlüdür.

Özellikler: Her zaman nesneldir. Oldukça başarılıdır. Beklentileri fazladır. Sonuç: Her zaman kontrolü elinde tutmak isteyen ve zor aşık olan bir insan..

Öpüşme tekniği: Dünyada öpüşmekten daha çok sevdiği birşey yoktur. Eğer dudakları dudaklarınızda değilse, o zaman mutlaka göğüslerinzi, boynunuzu ya da başka yerlerinizi öpüyordur.

Vücut yapısı: Güçlü, biraz kilolu, dolgun dudaklı, iri gözlü. özellikler: Saatlerce öpüşebilir. Sonuç: Kesinlikle güvenilebilir bir insandır. Ama onunla birlikteyken süpriz beklememelisiniz.

ENTELEKTÜEL

Öpüşme tekniği: Konuşmak mı öpüşmek mi? Entellektüel adamımız her ikisine de vakıftır. Vücut yapısı: Yuvarlak yüzlüdur ve saçları genellikle arkaya doğru taranmıştır. Geniş omuzlu değildir, ama ellerini çok hızlı hareket ettirir. Ayrıca gözleri nemlidir. Özellikler: Her konuda ve her yerde konuşur. Belki de bu kadar çok konuşmasının nedeni bilmediklerini saklamaktır. Sonuç: Duygusallık ona göre değildir. O daha çok bilgisayar ve rakamlarla ilgilidir.




ÖFKENİ DIŞA VUR, UZUN YAŞA

Amerika da yapılan bir araştırmada, öfkesini dışa vuran erkeklerin daha uzun yaşadığı, bu tutumların kalp krizi ve kroner hastalıklara yakalanma riskini azalttığı bildirildi.

Harvard School of Public Health Hastanesi doktorlarından Patricia Eng, yaptığı araştırmada, öfkelerini dışa vuran erkeklerin kalp krizi riskinin, öfkelerini içine atanlara göre yarı yarıya azaldığını belirledi.

Bulgularımız şimdiye kadar öfke ile kalp hastalıkları arasında var olduğu iddia edilen bağlantıya iyi bir örnek teşkil ediyor diyen Eng, şunları söyledi:

Öfkenin açığa vurulması kardiyovasküler hastalıklara karşı belli bir süre için koruma sağlayabiliyor. Yaşları 50 ila 85 arasında değişen 23 bin 522 erkekten öfke durumlarını ölçmek için bir anket doldurulması istendi. Cevaplar arasında Başkalarıyla tartışmaktan hoşlanırım veya Kapı çarpma gibi eylemleri sık sık yaparım gibi cevapları ayıklandı. Soruşturmanın 2 yıl sonrasında anket yapılan erkekler arasında 328 kardiyovasküler hastalık vakası tespit edildi. Kardiyovasküler hastalığı olmayan sağlıklı erkekler arasındaki koruyucu etkinin, erkeklerin öfkelerini dışa vurma sıklığına bağlı olmadığı görüldü. Yeni kalp krizi geçirmiş erkekler arasında ise bu özelliğin tekrar kalp krizinin yinelenmesinde önemli bir rol oynadığı tespit edildi. Araştırmada sosyal statünün ve yaşın öfkeyi açığa vurmada etkili olduğu da belirlendi”.

Sosyal statüsü yüksek olan erkekler, daha sağlıklı beslendikleri gibi pozisyonları nedeniyle öfkelerini de daha rahat açığa vurabiliyorlar. Eng ve arkadaşlarının yaptığı bu araştırma, ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü tarafından da desteklendi.




ZOR UYANANLARDANSANIZ OKUYUN !

Sabah uyanmak ve işe gitmek bazıları için her gün yaşanan bir kâbus. Hollanda da yapılan bir araştırma sabahları bir türlü güne başlayamayanlar için hayatlarında yepyeni ufuklar açıyor.

Leiden Üniversitesi nde sabahları uzun süre yataktan kalkamayanlar üzerinde yapılan araştırmalarda şaşırtıcı bulgular ortaya çıktı.

Gece uykusunun kaynağı olan biyolojik saatin kişiden kişiye farklılık gösterdiği ve bunun gün içindeki uyku koşullarını etkilediği kanıtlandı. Leiden Üniversitesi araştırmacıları, gün ortasına kadar bir türlü uyanamayan, ancak akşama doğru kendine gelen kişilerin biyolojik saatlerinin, erken uyanma alışkanlığı olanlara göre ortalama iki saat geri kaldığını tespit etti.

Araştırmacılar, deneklerin bir kısmının da kısa süreli uykulara rağmen diğerlerine oranla kolayca uyanabildiğini ve çok az kişinin de bu doğal eğilimi değiştirebildiğini kaydederek, ” Bu kişiler erken kalkıp çalışmak zorunda kalsalar bile geç yatmayı göze alacak kadar dirençli” dedi.

Hollandalı araştırmacıların bu çalışması, Erken yatıp erken kalkmak insanı sağlıklı, akıllı ve varlıklı yapar görüşünü savunan Benjamin Franklin, Thomas Edison un da aralarında bulunduğu bilim adamlarının fikirlerini çürütüyor.

Biyolojik saat nasıl ayarlanır?

Edison a göre çok fazla uyumak insan sağlığı açısından iyi olmadığı gibi medeniyet açısından da ilerlemeyi yavaşlatan bir faktördü. Ancak Southampton Üniversitesi bilim adamlarına göre, artık erken kalkmak kişisel bir üstünlük değil. Üstelik çok geç uyuyanlar erken kalkanlara göre çok daha sağlıklı olabiliyorlar.

Öte yandan Southampton Üniversitesi nde 1973-1974 yıllarında sağlıkla ilgili bir kamuoyu araştırmasına katılan 65 yaş üzerindeki 1229 erkek ve kadın üzerinde yapılan deneyler, bu yıl yeniden tekrarlandı. Sonuçlarda ise geçen 20 yıl boyunca 12 saat ve daha fazla uyuyanların, dokuz saat uyuyanlara göre genç yaşta ölme ihtimalinin bir buçuk kat daha fazla olduğu ortaya çıktı.

British Medical Journal dergisinde yer alan başka bir araştırmada ise insanların istediği saatte yatıp istediği saatte kalkabileceği belirtiliyor. Catharine Gale ve Christopher Martyn in bulgularına göre, uyuma ve uyanma saatleri pek bir şeyi değiştirmiyor. ” Biyolojik ritim geç kalkmayı gerektiriyorsa geç kalkmalı” diyen Gale ve Martyn yine de sekiz saatten fazla uyumanın vücut için yararı olmadığı görüşünü savunuyor.




ZINDE BIR GUN ICIN

Sabah uyandığımızda uyku düzenimizin olmayışından dolayı yataktan çıkmak istemeyiz. En önemli öğünlerden kahvaltı için zaman bulamayıp apar topar işe yetişmek için stresli bir yolculuğa başlarız. Bu olumsuz şartların sonucunda da verimsiz bir iş hayatı oluşmaktadır.

Sabahları işe gitmeden 1 saat önce kalkmanız daha mutlu ve zinde olabilmeniz için yeterli olacaktır. Uyanır uyanmaz, vücudumuzdaki kasların 20 saniyelik tek setler halinde gerdikten sonra (stretching) 30 dakikalık kardiovasküler çalışmalar (yürüyüş, bisiklet, kürek vb.) yapılmalı. Daha sonra günde bir kas grubunu çalıştıracak şekilde 5 dakikalık bir ağırlık programı uygulanmalı. 1 set maksimum karın çalışması yapılarak 40 dakikanın sonuna gelinmiş geriye duş alma ve kahvaltı için 20 dakika kalmıştır. Duştan ve kahvaltıdan sonra güne daha enerjik başlayabilirsiniz. Eğer evinizin yanında veya işe giderken yolunuzun üzerinde olan bir sağlık merkezi varsa bu merkeze gitmeniz size daha faydalı olacaktır. Çünkü egzersiz merkezlerinde bulunan eğitmenler sizlere uygun programlar çıkaracak, böylece daha verimli bir egzersiz çalışması yapmış olacaksınız. Hafta sonları ise egzersiz programlarınızı biraz daha uzatarak 1.5 saat yapabilirsiniz.

Sabah kahvaltılarında önemle üzerinde durulması gereken noktaları şöyledir:

• Uyandıktan en geç 1 saat sonra kahvaltı yapılmalı.

• Uyanır uyanmaz 1 bardak ılık su içilmeli.

• Karbonhidratlar diğer öğünlere oranla yüksek tutulmalı.

• 1 er gün atlayarak sadece meyve ile kahvaltı yapılabilir.

• Diğer gıda maddelerinden mısır gevreği, müsli, yulaf ve meyve karışımını yoğurt ve sütle karıştırarak da dengeli bir kahvaltı sağlanabilir.

• Sabahları yemeklerinizde meyveyi eksik etmemelisiniz,

• Eğer içebilirseniz sabahları sebze çorbaları da içilebilir,

• Kahvaltılarda salam, sosis gibi şarküteri ürünlerinin sınırlı tutulmasında fayda vardır,

• Sabahları gıda maddelerinizin içinden C vitamini alamıyorsanız, tablet olarak vitamininizi alabilirsiniz.




YÜZOTUZ KM NİN ÜZERİ HIZLARDA GÖRME AÇISI DARALIYOR Otoyollarda 130 kilometre saat olarak belirlenen hız sınırını aşan sürücülerin görme oranının düştüğü ve daha yüksek hızlarda da “ hız körü” olduğu bildirildi. Araç kullanırken görme açısıyla hız arasındaki ters orantı, 30 kilometre saat hızda 104 derece iken 130 kilometreyi geçince 30 dereceye kadar düşürüyor. Hız körlüğü etkisindeki sürücüler hızlarını 30 kilometre daha az algılıyor ve transit yolların şehir içinden geçen, yayaların yoğun olduğu kısımlarda büyük risk oluşturuyor. Konya Emniyet Müdürlüğü ve konuyla ilgili uzmanlardan derlenen bilgilere göre, göz, objeleri görmek için en az saniyenin sekizde biri gibi kısa bir süreye ihtiyaç duyuyor, bu süreyi aşan zamanlarda göz görme yeteneğini kaybediyor. Karşılıklı giden iki jet pilotunun birbirlerini geçtikten sonra farkedebildiğini ifade eden uzmanlar, trafikte de belirlenen hız sınırlarının fiziksel ve bilimsel veriler dikkate alınarak belirlendiğine dikkati çekiyor. Artan hızla birlikte sürücülerin yol çevresindeki nesneleri ve olayları tam olarak algılayamaması olarak tanımlanan “ hız körlüğü”, hız arttıkça sürücüyü daha çok etkiliyor ve hız körlüğü etkisindeki sürücüler hızlarını 30 kilometre daha az algılıyor. Araç kullanırken görme açısıyla hız arasındaki ters orantı, 30 kilometre saat hızda 104 derece iken, 130 kilometrede 30 dereceye kadar düşürüyor. Hız arttıkça bu açı da azalıyor. Sonuçta yol çevresinde bulunan nesneleri görmek oldukça güçleşiyor. Hız, traktör, köpek, vahşi hayvan gibi yola aniden çıkabilecek nesnelerin yanı sıra heyelan bölgelerinde yola yuvarlanacak taşları farketmeyi güçleştiriyor ve görme oranını büyük ölçüde düşürüyor. Hız körlüğü etkisi altındaki sürücüler çevre yolu üzerinde bulunan yaya hareketinin yoğun olduğu yerleşim yerlerinden geçerken de büyük tehlike oluşturuyor. Bu nedenle transit yolların şehir geçişlerinde 50 kilometre hızın üzerine çıkılmaması gerekiyor. “ Korunmasız yol kullanıcısı” olarak tanımlanan ve trafikte her zaman yüksek risk altında bulunan yayalar üzerinde yapılan araştırmalar, 32 kilometre hızla çarpılan yayaların yüzde 5’inin yaşamını yitirdiği, buna karşın saatte 64 kilometre hızla meydana gelen kazalarda bu oranın yüzde 85’e çıktığını ortaya koyuyor. ÖLÜM RİSKİ DE ARTIYOR Meydana gelen trafik kazalarında önemli bir paya sahip olan aşırı hız kaza anında araç içindekilerin ölme riskini de artırıyor. Araştırmalar, 80 kilometre hızda giden bir aracın kaza yapması durumunda araçtaki yolcuların ölme olasılığının, 30 kilometre hız yapan araçtakilere göre 20 kat daha fazla olduğunu ortaya koyuyor. Uzmanlar, sürücülerin bütün bu verilerin ortaya koyduğu gerçekleri gözönüne alarak daha dikkatli olmasını isterken, şehiriçi ve şehirlerarası yollarda uygulanan hız sınırlarına uyarak yollarını bekleyen sevdiklerine sağlıklı şekilde ulaşabileceklerini anımsatıyorlar.

Next Page »