Şubat 2007
Aylık Arşiv
Sal 6 Şubat 2007
admin tarafından
Kalp Sağlığı kategorisine gönderilmiştir.
Yorum Yok
Kalp krizini erken tanıyın
Kalp krizi geçiren hastaların tedavisindeki başarının en önemli kriteri erken teşhistir
Kalp krizi, tüm gelişmelere rağmen, ne yazık ki hâlâ dünyada ölüm nedenleri sıralamasında birinci olma özelliğini korumaktadır. Kalp krizi vakalarının büyük bir kısmı, daha önce ciddi bir belirti vermeksizin, aniden ortaya çıkar. Bunun sonucu olarak önemli oranda ani ölümler oluşur. Turgut Özal, Barış Manço, Kemal Sunal ve Cenk Korayın ani ölümleri bu konuda gördüğümüz en bilinen örneklerdir.
Ünlü televizyoncu Cenk Korayın ölümüyle son günlerde tekrar gündeme gelen kalp krizi hakkında çok şey konuşuldu. Ancak hastalığın nedenleri, belirtileri ya da tedavi yöntemleri üzerinde fazla durulmadı…
Kalp krizi öldürüyor
Kalbin kendisini besleyen üç damar ve bunun yan dallarına koroner arterler denir. Damar sertliği nedeniyle koroner damarlarında oluşan darlıkların kan pıhtısıyla tamamen ve aniden tıkanması sonucu beslediği kalp kasının ölümüne kalp krizi denir. ABD de yılda 1,5 milyon kişi (yaklaşık 20 saniyede 1 kişi) kalp krizi geçirmektedir. Kalp krizi tüm ölüm nedenlerinin başında gelip ani ölümlerin en önemli nedenidir. Kalp krizi nedeniyle meydana gelen ölümlerin yüzde 50si ilk bir saat içerisinde olmaktadır.
En tipik belirti göğüs ağrısı
Kalp krizinin en tipik belirtisi göğüs ağrısıdır. Göğsün orta kısmında geniş bir alanda ağrı, yanma, baskı, sıkışma, ağırlık gibi 20 dakikayı geçen bir rahatsızlık hissedilir. Bazen göğüs ağrısı daha çok sol kola veya her iki kola, boyna, alt çeneye, mide kısmına ve sırta yayılma gösterebilir. Özellikle yaşlı ve şeker hastalarında ağrı olmayabilir, ani bitkinlik veya ani nefes darlığı şikayetleriyle belirebilir. Göğüs ağrısı ile birlikte terleme, bulantı, kusma veya ölüm korkusu olabilir. Bununla beraber yemek borusu, mide, bağırsak, akciğer, pankreas, safra kesesi ve göğüs kaslarının hastalıkları ile de karışabilir.
İlk saatler altın değerinde
Tecrübeler şunu göstermiştir ki hiç kimse kendine kalp hastalığını yakıştırmamakta ve şikayetleri başka şeylere yorumlamaktadırlar. Böylece doktora gitmeyen ve kalp krizi geçiren hastalar çok büyük ölüm riski almaktadırlar. Bu dönemi sağ olarak atlatan hastalar ise tedavi için altın değerindeki ilk saatleri tedavisiz geçirerek tedavisi mümkün olmayan ve ömür boyu bunun acısını çekeceği ciddi kalıcı kalp hasarlarına maruz kalırlar.
Koroner Yoğun Bakım Ünitelerinin önemi
Kalp krizi geçiren hastalar mutlaka koroner bakım ünitelerinde takip ve tedavi edilmelidir. Burada sürekli kan basınçları, kalp atışları, EKG si takip edilen hastada oluşabilecek en küçük bozukluk anında tedavi edilebilir. Bu dönemde ölümlerin en büyük nedeni olan ölümcül ritim bozuklukları şok aleti ile kolayca tedavi edilebilir. Yetersiz kalp atışları veya kalbin durması halinde geçici kalp pili (pacemaker) takılarak hasta sağlığına kavuşturulabilir. Bu ünitede yapılan modern tedavilerle kalp hasarı azaltılabilir. İlk saatlerde kan pıhtısıyla tıkanmış damarın trombolitik tedavi (pıhtı erici tedavi) ile erkenden açılması sayesinde kalp hasarı en aza indirilebilir. Bu nedenle hastanın şikayetinin başlaması ile koroner bakım ünitesine yatması arasında geçen zaman çok önemlidir. Hasta ne kadar erken gelirse tıkalı kalp damarı o kadar erken açılır ve kalpteki kalıcı hasarda o kadar az olur. 6 saatten sonra gelen hastalarda kalpteki hasar en yüksek düzeydedir.
Risk faktörlerine dikkat
Kalp krizine neden olan bazı risk faktörleri belirlenmiştir. Sigara, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, kanda kolesterol yüksekliği, yağlı beslenme, aşırı kilo, hareketsiz yaşam, sinirli kişilik yapısı, stres ve aile yakınlarında kalp hastalığı olması bu hastalık için risk oluşturmaktadır. Hastalığın gizli seyredip aniden ortaya çıkması nedeniyle bu hastalığı normal check-up programları ile tespit etmek mümkün değildir. Hastalığın erken tanısı ancak bir kardiyologun önerebileceği incelemeler sonrası konabilir. Bu nedenle, 40 yaş üzeri sağlıklı görünen ve yukarıdaki risk faktörlerinden 2 tanesini bulunduran özellikle erkeklerin kardiyolojik check-up yaptırması faydalıdır. Bunun yanında göğsünde rahatsızlık olan kişilerin erken dönemde bir kardiyologa görünmesi gerekir.
Bir Kardiyoloji Check-up programında hangi testler yer alabilir?
Nisa Hastanesi Kardiyoloji Ünitesi hastalarına aşağıdaki Kardiyoloji Check-up programını uyguluyor.
* Kardiyolog muayenesi
* EKG
* Renkli doppler ekokardiyografi
* Efor testi
* Kan şekeri
* Üre
* Lipit profili
* Trigliserit
* Total kolesterol
* HDL
* LDL
* VLDL
Sal 6 Şubat 2007
admin tarafından
Kalp Sağlığı kategorisine gönderilmiştir.
Yorum Yok
Kolesterol, tüm vücutta yaygın olarak bulunan ve yaşam için gerekli olan bir çeşit yağdır. Kolesterol vücutta hormon (kortizon, seks hormonu), D vitamini ve yağları sindiren safra asitlerinin sentezlenmesinde kullanılır.
Kolesterol Nedir?
Kolesterol, tüm vücutta yaygın olarak bulunan ve yaşam için gerekli olan bir çeşit yağdır. Kolesterol vücutta hormon (kortizon, seks hormonu), D vitamini ve yağları sindiren safra asitlerinin sentezlenmesinde kullanılır. Sağlıksız beslenme, hareketsizlik, sigara, fazla kilolar, yaş ve kalıtsal faktörler yüksek kolesterol seviyelerine sebep olabilir. Yüksek kolesterol seviyeleri, kan damarlarının zamanla tıkanıp daralmasına yol açabilir. Bu birikim çok yavaş gerçekleşir. Kan damarları daraldıkça, kalbe giden kan azalır. Kalbe giden kanın sınırlandırılması, göğüs ağrısına (anjin) yol açabilir. Kalbe giden kanın büyük ölçüde azalması veya tamamen durması ise kalp krizi ile sonuçlanabilir.
İyi Kolesterol ve Kötü Kolesterol
Kolesterol, kanda çözünmesi ve taşınması için karaciğerde bir protein ile birleştirilir. Bu kolesterol ile protein birleşimine lipoprotein adı verilir. Bu lipoproteinlerin çeşitleri vardır.
· Düşük yoğunluklu lipoproteinler (Low-Density Lipoproteins = LDL): Kan kolesterolünün yaklaşık olarak %70′ini taşımaktadırlar. Kan damarları duvarlarına girebilmek için yeterince küçüktürler ve damarlara zarar verirler. Kötü kolesterol olarak da adlandırılırlar.
· Yüksek yoğunluklu lipoproteinler (High-Density Lipoproteins = HDL): Vücudun kullanamadığı yağı karaciğerden safraya boşaltmak üzere taşır. Kolesterolün bir cins ters naklini yaptığı için iyi kolesterol olarak adlandırılır.
Eğer kanda fazla miktarda kolesterol varsa, kolesterol akyuvarlar, kan pıhtısı, kalsiyum… gibi maddelerle beraber kan damarlarının duvarlarında birikir ve kan damarlarının sertleşmesine, daralmasına (ateroskleroz) yol açar. Halk arasında bu olay, damar sertliği ya da damar kireçlenmesi olarak bilinmektedir.
Kanda kolesterol ve LDL-kolesterolün yüksek olması yüksek risk oluşturmaktadır. Ayrıca HDL-kolesterolün düşük olması da bir risktir. Bu riske sahip kişilerde, kalp krizi, felç, damar tıkanıklığı, böbrek yetersizliği gibi hastalıkların ortaya çıkma olasılığı artmaktadır.
20 yaşın üzerindeki kişilerde, kan kolesterol düzeylerinin 200 mg/dl’nin altında olması, kan LDL-kolesterol düzeylerinin 130 mg/dl’nin altında olması ve kan HDL-kolesterol düzeylerinin de 40 mg/dl’nin üzerinde olması istenilen değerlerdir. Kolesterol > 200 mg/dl ya da LDL-kolesterol > 130 mg/dl ya da HDL-kolesterol < 40 mg/dl ise kalp damar hastalıkları RİSKİ FAZLADIR. İyi kolesterol olan HDL-kolesterol’ün düzeylerindeki artış bu riski azaltmaktadır.
Kanda kolesterolün yüksek olması, yağ ****bolizması bozukluğunun olduğunu gösterir. Yağ ****bolizması bozukluğundan şüphe edilen bir hastada yapılması gereken işlem, kan alınarak öncelikle total kolesterol, LDL-kolesterol, HDL-kolesterol ve trigliserid düzeylerinin ölçülmesidir.
Kolesterol Neden Artar?
Kanda kolesterol düzeyini etkileyen çok sayıda faktör vardır. Bu faktörlerin bazıları değiştirilebilir niteliktedir.
Kolesterol düzeyini etkileyen faktörler:
· Kalıtımsal faktörler · Yediğimiz gıdalar · Şişmanlık · Yaşam tarzı · Yaş · Diyabet · Yüksek tansiyon · Bazı böbrek ve tiroid hastalıkları · Sigara · Stres gibi faktörler kolesterolü ve kötü kolesterolü (LDL-kolesterol) yükseltir.
Genler: Ailede erken yaşlarda geçirilmiş kalp krizi veya kalp krizine bağlı ölüm öyküsü varsa koroner arter hastalığı veya yüksek kolesterol riski ailevi olarak artmaktadır.
Yağlı yiyecekler: Kolesterol et, peynir gibi hayvansal gıdalarda ve hazır gıdalarda çokça bulunur. Bunları tükettiğinizde vücudunuz daha çok doymuş yağ ve kolesterol emer.
Aşırı kilo: Ciddi derecede şişman kişilerin kanlarında kolesterol ve trigliserid miktarları oldukça yüksektir.
Hareketsiz yaşam tarzı:Fiziksel aktivite ile kolesterol düzeyleri arasında direkt ilişki olduğunu göstermektedir. Fiziksel aktivitesi az olan kişilerde HDL-kolesterol düşük, LDL-kolesterol ise yüksektir. Düzenli olarak egzersiz yapmak iyi kolesterolü artırmaktadır.
Yaşlanma: Yaşın artmasıyla beraber genellikle kolesterol düzeylerinde de artış görülür.Erkeklerde 45 yaş ve üzerinde yüksek LDL-kolesterol düzeyleri görülme sıklığı artar. Kadınlarda ise menapozu izleyen dönemlerde kolesterol seviyesinde belirgin artış görülür.
Uzun Süreli Hastalıklar: Kronik hastalıklar yüksek kolesterole neden olabilirler.(Diabet, böbrek hastalıkları, karaciğer hastalıkları ve hipotiroidi )
Sigara: Sigara içenler yüksek kolesterol seviyeleri açısından risk grubundadırlar. Sigara içenlerin damar duvarlarının yüzeylerinde düzensizlikler oluşur ve bu düzensiz yüzey daha çok yağ tutulumuna sebep olur. Sigara içenlerde HDL-kolesterol miktarları yaklaşık olarak %15 azalmaktadır. Stres: Stres ve yüksek kolesterol düzeyleri arasındaki ilişki henüz kanıtlanmış değildir.İşadamları gibi Stres altındaki insanların kendilerini, yiyecek, alkol ve tütün tüketimini arttırarak teselli ettikleri tahmin edilmektedir; bunun da kolesterol düzeylerini olumsuz etkilediği düşünülmektedir.
.
Tedavi Prensipleri
Yüksek kolesterolün kontrol altına alınması ile yaşam süresinin uzadığı, kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümlerin azaldığı ve kalıcı sakatlıkların önlendiği kesin olarak gösterilmiştir. Kolesterol yüksekliğine ilaveten şişmanlık, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, sigara gibi diğer kardiyovasküler risk faktörlerinin tedavisi de planlanmalıdır.
Tedavi iki aşamada gerçekleştirilir:
1. İlaçsız tedavi
2. İlaç tedavisi
Her hasta için farklı tedavi uygulanabilir. İlaçsız tedaviler kesinlikle ihmal edilmemeli ve özenle sürdürülmelidir. İlaç tedavisi, kesinlikle doktor denetiminde olmalıdır.
1. İlaçsız tedaviler alışılmış yaşam düzeninin değiştirilmesi olarak da düşünülebilir.
Sağlıklı beslenme yoluyla kolesterol düzeyinizle başa çıkmanız mümkün. Sağlıklı beslenmenin en önemli kurallarından biri düşük miktarda doymuş yağ tüketimidir. Doymuş yağların yerini, tekli veya çoklu doymamış yağların alması gerekir. Aynı zamanda, bitki sterolleri veya stanol içeren margarin ve diğer yiyecekler de, kolesterolü düşürmede yardımcı olur. Bunun yanında, kilo verme, düzenli fiziksel aktivite ve sigarayı bırakma gibi yaşam biçimi değişiklikleri de kolesterolü düşürmede yardımcı olur. Kolesterolü düşürmek için yararlı olabilecek aşağıdaki önerileri okuyunuz. Unutmayın - herşeyi birden değiştirmeye kalkmayın, değişimler teker teker yapıldığında ortaya mükemmel sonuçlar çıkacaktır!
YARARLI ÖNERİLER
Sağlıklı Beslenme Daha az hayvansal (doymuş) yağ tüketin. Alabildiğiniz en ince et dilimlerini satın alın.
Etten gözle görülebilen tüm yağları, ve tavuğun derisini ayırın.
Daha az hazır bisküvi, pastane ürünü ve kek tüketin.
Çoklu veya tekli doymamış yağlar açısından zengin yağ ve margarinleri tercih edin.
Yemek pişirirken katı yağlar yerine ayçiçek yağı, mısırözü veya zeytinyağı gibi bitkisel yağlar kullanın.
Bu yağları ayrıca salatalarınıza sos olarak da kullanabilirsiniz.
Bitki sterolleri açısından zengin yağları tercih edin.
Yağsız veya yarım yağlı süt, az yağlı yoğurt, ve az yağlı peynir gibi, düşük yağ içeren günlük ürünleri tercih edin.
Haftada en az bir kez yağlı balık (örneğin somon, sardalya, ton - konserve şeklinde de olabilir) tüketmeye özen gösterin.
Bol bol meyve, sebze ve baklagil tüketin (mercimek ve fasulye gibi).
Günde toplam en az 5 porsiyon tüketin. Bir porsiyon, 2-3 kaşık sebze, bir adet meyve (mesela bir muz) veya 2-3 adet küçük boy meyve (örneğin erik), 1 küçük kase meyve salatası, veya bir bardak taze sıkılmış meyve suyuna denktir.
Makarna, pirinç, ekmek, buğday, patates ve mısır gevreğinden oluşan nişastalı yiyecekleri, öğünlerinizde düzenli olarak tüketin.
Tam buğday ekmek gibi işlenmemiş karbonhidratları tercih etmeye özen gösterin.
Alkolü çok kaçırmayın, ölçülü tüketin. Bu ölçü, kadınlarda günde bir birim (birime linkle), erkeklerde ise iki birimi (birime linkle) geçmemelidir.
Diğer Yaşam Biçimi Faktörleri Sigarayı bırakın.
Fazla kiloluysanız, kilo verin.
Hareketlenin. Her gün 30 dakikalık fiziksel aktiviteyi hedefleyin (bu süreç, üç adet 10′ar dakikalık seanslardan oluşabilir). Tempolu yürüyüş ideal olacaktır. Stresinizle başa çıkmayı ve rahatlamayı öğrenin.
2. İlaç tedavisinde kullanılan ilaçlar, yağ ****bolizmasındaki bozuklukların düzenlenmesi amacıyla geliştirilmişlerdir. ·
Statinler: Kolesterol düşürücü tedavide uzun yıllar boyunca yapılmış çalışmalarla etkinlik ve güvenliliklerini kanıtlamış statinler çok yaygın olarak kullanılmaktadırlar. Kötü kolesterolü düşürmenin ve iyi kolesterolü artırmanın yanı sıra bu ilaçlar, yüksek kolesterol düzeyleri ile ilişkili kardiyovasküler olayları da azaltmaktadırlar
Sal 6 Şubat 2007
admin tarafından
Kalp Sağlığı kategorisine gönderilmiştir.
Yorum Yok
Hipertansiyon, kan basincinin normal kabul edilen degerlerin üzerine çikmasi ve sebat etmesidir. Genellikle arteriol denen küçük kan damarlarinin daralmasi sonucu kanin damar duvarina daha fazla basinç yapmasiyla ortaya çikar. Bu daralan damarlardan kani geçirebilmek için kalp daha çok çalisir ve sonuçta kalp yetmezligine kadar varan problemler ortaya çikar. Ayrica yüksek tansiyon böbrek, beyin ve göz damarlarinda hasarlara yol açarak bu organlarda kanama ve bozukluklara da yol açabilir.
Kan basinci iki terimle ifade edilir: Sistolik (büyük tansiyon) ve diastolik (küçük tansiyon). Sistolik tansiyon kalbin vücuda kani pompaladigi -yani kasildigi- anki damar duvarina kanin uyguladigi basinci ifade ederken, diastolik tansiyon kalbin gevsedigi anda damar duvarina uygulanan basinci ifade eder. Sistolik basincin normali 130 mmHg ve alti, diastolik basincin normali ise 85 mmHg ve altidir. 140/90 mmHg degerinin üstü ise Hipertansiyon sayilir ve sebat etmesi durumunda tedaviyi gerektirir. (Tabloya bakiniz)
Büyük kan basinci (büyük tansiyon) kaç olursa olsun, küçük kan basinci (küçük tansiyon) 90 mmHg ya da daha yüksekse sistemik yüksek tansiyon söz konusudur ve tedavi edilmesi gerekir. Son istatistiklere göre normalin üst sinirina yakin küçük kan basincinin (85-89 mmHg) bile bir risk etkeni oldugu anlasilmaktadir.
Küçük (diyastolik) tansiyonun yüksek olmadigi, yani 90 mmHg’nin altinda kaldigi, yalniz büyük (sistolik) tansiyonun yükseldigi durumlarda sistolik yüksek tansiyon söz konusudur. 70 yasin altindaki kisilerde küçük tansiyon 90 mmHg’nin altinda kalirken büyük tansiyon 160 mmHg ve daha yüksekse tedavi edilmesi gerekir. 70 yasin üzerinde tedaviyi baslatacak büyük tansiyon degeri 170 mmHg ve daha üstüdür.
Hipertiroidizm, aort kapak yetmezligi ve atar-toplar damar baglantilarinda büyük tansiyon yüksek olmasina karsin ilaç tedavisi gerekmez. Bu durumlarda asil hastalik tedavi edilmelidir.
Yüksek tansiyon günümüzde hala beyin damarlarindaki tikaniklik ve kanamalar açisindan baslica risk faktörüdür. Ayrica, kolesterol ve sigara aliskanliginin yani sira miyokart enfarktüsünün baslica nedenleri arasinda yer alir; kalp ve dolasim yetmezligi olan kisilerin yüzde 75′inde bu hastaliklara neden oldugu bildirilmistir. Ayrica tansiyon yükselmesinin damar duvarinda kalinlasma gibi belirgin degisikliklere yol açarak tikayici damar hastaliklari, anevrizmalar ve böbrek yetmezligi gibi bir dizi doku bozukluklarina neden oldugu kanitlanmistir.
Son 35 yil içinde yüksek tansiyonun ilaçla tedavisinde dev adimlar atilmis olmasina karsin, yukarida belirtilen olgular güncelliklerini korumaktadir. Günümüzde fazla yan etkisi olmayan, buna karsilik son derece etkili ilaçlar vardir. Son yillarda bu tedaviler sonucunda kan basincinin düsürülmesiyle kalp ve damar hastaliklarina yakalanma ve bu hastaliklardan ölme oraninin belirgin ölçüde azaldigi kanitlanmistir. Bu tedavilerin yüksek tansiyonlu hastalarin tedaviden sonraki yasamlari üzerindeki etkileri incelenmis ve özellikle felç, kalp ve dolasim yetmezligi ile böbrek yetmezliginin ortaya çikma sikliginin azaldigi, buna karsilik, söz konusu ilaçlarin yüksek tansiyonlu hastada miyokart enfarktüsü yada anjina pektoris gibi kalp kasinin yeterince kanlanamamasina bagli hastaliklarin önüne geçilmesinde daha az yararli olduklari belirlenmistir.
Hipertansiyon tanisi nasil konur?
Tani konmasi için kan basinci; hasta yaklasik 20 dakika direndikten sonra teknigine uygun ölçülmeli ve birbirinden farkli zamanlarda yapilan üç ari ölçümde de kan basinci yüksek çikmalidir.
Kan basinci ölçümlerinde pek çok kisitlama ve hata olasiligi vardir. Bunlarin basinda hastanin muayeneye ve hekime olan tepkisi gelir. Burada tansiyon heyecan nedeniyle tepkisel olarak yükseldigi halde, kisiye yanlislikla yüksek tansiyon tanisi konur.
Son yillarda bu yanlisliklardan kaçinmak için günlük etkinlikleri engellemeden kan basincinin otamatik olarak kaydedilmesini saglayan birçok teknik gelistirilmis ve uygulanmaya baslamistir. Böylece elde edilen 24 saatlik tansiyon degerleri, yüksek tansiyon organlarda yol açtigi zararlari tansiyon aleti ile elde edilen degerlerin ortaya koymadigi kadar belirgin olarak sergiler. Bununla birlikte, kan basincinin dinamik olarak monitörle izlenmesinin tani açisindan üstün olduguna iliskin bir kanit elde edilememistir. Bu nedenle bu yöntem yalniz bazi seçilmis yüksek tansiyon olgulariyla sinirli kalacak biçimde uygulanmaktadir; bunlar kan basinci sik sik degisen hastalar, yüksek tansiyon ile organlardaki örselenme arasinda baglantinin tam kurulamadigi olgular, sik sik tansiyonu yükselenler ile tedavi sonuçlarinin degerlendirilmesi istenen olgulardir.
Olgularin büyük bir bölümünde dikkatli bir ölçümle yüksek tansiyon tehlikesi olup olmadigi belirlenebilir; gerekirse hasta kan basincini evde kendi kendine de ölçebilir.
Ikincil yüksek tansiyonun nedenlerini saptayabilmek için genel bir muayene yapilmasi önemlidir. Özellikle kol ve bacak atardamar nabizlarinin kolayca alinip alinamamasi, atardamarlardaki nabiz vurus siddetinin birbirinden farkli olup olmamasi, böbrek atardamarinin karindan stetostopla iyiye dinlenmesi gereklidir. Ayrica idrar tahlili yapilir ve kanda üre, ürik asit , kreatinin, sodyum ve potasyum gibi elektrolitlerin düzeyi belirlenir.
Kan basinci normal seyreden kisiler (130/85′in alti) iki yilda bir, sinirda olanlar (130/89) ise en az yilda bir check-up yaptirmalidirlar.
Tansiyon ölçümleri mutlaka bir saglik personeli tarafindan yapilmalidir. Elektronik ölçüm cihazlari yerine basinçli ve klasik kola sarilan mansonu olan ve steteskop yardimiyla ölçümler yapilmalidir.
Hipertansiyonun belirtileri nelerdir?
Hipertansiyon çogu zaman belirti vermez. Bu sebeple dikkatli olmakta ve belli araliklarla ölçüm yaptirmakta fayda vardir. Özellikle ailesinde hipertansiyon hikayesi olanlar, 40 yasindan yaslilar, sisman kisiler, seker hastalari ve gebelerin daha sik araliklarla ölçüm yaptirmalari çok faydali olur.
Zaman zaman ense kökünde siddetli zonklayici tarzda bas agrisi, bulanti-kusma, burun kanamasi, uyusukluk, yorgunluk, endise, tatliya düskünlük, kulak çinlamasi, bulanik görme, fazla idrar çikarma gibi belirtiler hipertansiyon belirtisi olabilir. Bu sikayetleri olan kisiler tansiyon ölçümü yaptirmalidirlar.
Hipertansiyonun sebebi nedir?
Hipertansiyonun tek bir sebebi yoktur.
Olusum mekanizmasi bakimindan iki tür yüksek tansiyon vardir: Birincil (ya da esansiyel) ve ikincil. Birincil yüksek tansiyonun nedenleri tam olarak bilinmemekle birlikte, hastaligin olusumunda kalitim, ruhsal açidan çabuk etkilenen heyecanli kisilik, sismanlik gibi bazi etkenler saptanmistir. Ikincil yüksek tansiyon asagidaki hastaliklardan sonra ortaya çikabilir: Böbrek dokusu ve böbrek atardamarlarinda yerlesen hastaliklar (akut ve kronik böbrek iltihabi, polikistik böbrek), böbreküstü bezinin kabuk bölümündeki hastalik nedeniyle kortizon ya da aldesteron hormonlarinin fazla salgilanmasi sonucu görülen Cushing hastaligi ve Crohn hastaligi, böbreküstü bezinin iç kisminin (medulla) tümörü (feokromositom), aortun kalpten çiktigi bölgedeki darligi, kafa içi basincinin artmasi.
Yüksek tansiyonla basinç reaksiyonu arasindaki ayrimin da yapilmasi gerekir. Yüksek tansiyon terimi kan basincinin sürekli olarak bazi sinirlarin üzerinde kaldigini belirtirken, basinç reaksiyonu tansiyonun heyecanlanma ya da kan içine ilaç siringa edilmesi gibi bir uyaran nedeniyle geçici olarak yükselmesidir. Yükselmeye yol açan uyaranin etkisi kaybolunca tansiyon normale döner.
Hipertansiyon vücuda nasil zarar verir?
Bir kimsede arteriyol denen küçük kan damarlari herhangi bir sebeple daraldigi zaman kalp daha kuvvetli kasilarak kanin basincini yükseltir ve daralmis damardan geçmesini saglar. Bu durum tedavi edilmez ve uzun süre devam ederse degisik organlarin kan damarlarinda bozukluklar olusmaya baslar. Kanama, dolasim bozukluklari ve fonksiyon bozukluklari görülebilir.
Hipertansiyonun zamanla vücutta yol açabilecegi bazi problemler sunlardir:
Arteriyoskleroz(Damar sertligi): Bu durum da sonuçta kalp krizi, felç gibi problemlere yol açar.
Kalp büyümesi: Sürekli yüksek basinçta kan pompalamak zorunda kalan kalbin kendi kaslari büyür ve kalinlasir, bir müddet sonra da kalp yetmezligi gelisir.
Kalp krizi
Böbrek hasari
Felç ve beyin kanamasi
Görme bozukluklari
Cinsel yetmezlik
Mental bozukluklar
Kimler Hipertansiyon riski altindadir?
Aslinda herkes. Ama bazilari daha fazla risk altindadir:
Menapoz dönemindeki kadinlar, yaslilar, sigara içenler, sismanlar, ailesinde hipertansiyon olanlar, yogun stress altinda olanlar, seker hastalari, alkol kullananlar, gebeler.
Hipertansiyon nasil tedavi edilir?
Belirti ve yakinmalarin az yada çok olmasina bakilmaksizin tüm yüksek tansiyonlulari tedavi etmek gerekip gerekmedigi tartismasi su çözüme baglanmistir: Küçük kan basinci 90 mmHg’nin (mm civa basinci) üstünde olan tüm hastalarin tansiyonu 85 mmHg düzeyinde tutulacak biçimde tedavi uygulanmalidir.
Ikincil yüksek tansiyonda tedavi öncelikle temelde yatan hastaligin tedavisine yöneliktir; birincil yüksek tansiyonla ve basinci normale inmesiyle sorun çözülemezse komplikasyonlarin tedavi edilmesi gerekir.
Birincil yüksek tansiyonun tedavisinde genel önlemlerin yani sira ilaç tedavisi uygulanir. Genel önlemler kisaca sunlardir:
Beslenme - Bazi istatistikler sanayilesmis toplumlarda nüfusun yarisindan çogunun fazla kilolu oldugunu göstermektedir. Bu durum genellikle yüksek tansiyon, seker hastaligi ve damar sertligiyle birlikte görülür; öte yandan tek basina da kalp ve dolasim sistemi hastaliklari için bir risk faktörüdür. Bu nedenle yüksek tansiyonlu, sisman hastanin normal kilosuna getirilmesi büyük önem tasir. Hafif ya da orta derecede yüksek tansiyonlu hasta, çogu zaman yalnizca kilo vererek kan basincini normal degerlere düsürebilir. Verilen her kilo için diyastolik (küçük) kan basincinin 2-3 mmHg azaldigi saptanmistir.
Özellikle hayvansal kökenli doymus yaglar (tereyag, içyagi) az kullanilmalidir. Bu maddeler asiri miktarda alinirsa kandaki kolesterol düzeyi artar; buna bagli olarak yüksek tansiyon ve öteki kalp ve dolasim sistemi hastaliklari açisindan risk yükselir. Sebzeyle beslenen topluluklarda çok az kiside yüksek tansiyon görüldügü gözlenmistir.
Besinlerde asiri tuz alimi da engellenmelidir. Tuz kendi basina güçlü bir damar büzücüdür ve tansiyonu düzenleyen bazi sistemleri etkiler. Ama yapilan son arastirmalar tuz kisitlamasinin bütün birincil yüksek tansiyon durumlarinda ekili olmadigini göstermektedir. Sonuç olarak tuz kisitlamasina yanit veren ve vermeyen birincil yüksek tansiyon çesitlerinden söz edilebilir. Son zamanlarda dikkatlerin odaklastigi bir baska nokta ise potasyumdur. Potasyumca biraz zengin bir diyetin henüz tam olarak aydinlatilamamis mekanizmalarla tansiyonu düsürdügü gözlenmistir. Kahve de kan basincinda birkaç saat süren 5-20 mmHg’lik yükselmelere yol açtigindan kisitli miktarda alinmalidir. Asiri alkol alimi da zararli olabilir, asiri alkol alindiginda sempatik sinir sisteminin uyarilmasina bagli olarak uzun süreli yüksek tansiyon görülür.
Sonuçta, yüksek tansiyonlu hasta peynir ve öbür süt ürünleri de içinde olmak üzere çok az hayvansal yag ve tuz tüketmeli, bol meyve ve sebze yemelidir. Gerekenden çok kalori almamalidir.
Hareketsiz yasamla savas - Yüksek tansiyonlu kisiye önerilen yüzme, yürüyüs, jogging, bisiklet ve kayak gibi sporlar izotonik tiptedir. Izometrik egzersizler (agirlik kaldirma) önerilmez. Tansiyonu sürekli yüksek olan kisi, önerilen egzersizleri uygularsa, sistolik ve diyastolik kan basinciyla, kalp atim hizinin düstügünü görecektir.
Gevseme teknikleri - Sanayilesmis toplumlarda çok yüksek düzeyde olan ruhsal gerilim tansiyonun yükselmesine neden olabilir. Bu nedenle son yillarda tansiyonun düsmesinde yararli oldugu saptanan gevseme tekniklerinin kullanimi gündeme gelmistir.
Sigara dumanindan uzak durma - Tek bir sigaranin dumaninin tansiyonda 15-20 dakika süreyle ani ve birkaç mmHg’lik yükselmeye yol açtigi kanitlanmistir. Asiri sigara içen kisinin sürekli yüksek tansiyon tehlikesiyle ne ölçüde karsi karsiya kaldigi kolayca anlasilabilir.
Birincil yüksek tansiyonun tedavisinde yalnizca deneyimler sonucunda seçilen bazi ilaçlar kullanilir. Sabit bir tedavi tablosu yeglenmemekle birlikte, kan basincini düzenleyen mekanizmalar hakkinda kazanilan bilgilerin yardimiyla degismeyen bir tedavi planinin uygulanmaya sokulabilecegi düsünülmektedir.
Kan basincini düzenleyen pek çok mekanizma olmasina karsin, en önemli ve uzun süreli etkiyi saglayan, damarlarin büzüsmesini ve dolasimdaki kanin hacmini düzenleyen sitemdir. Kan basinci kalbin damarlara pompaladigi kan miktari ile arteriyollerin (küçük atardamarlar) duvarlarindaki direncin bir ürünüdür. Bu düzenleme sisteminde, böbrekte ve böbreküstü bezinin kabuk bölümünde odaklasan iki merkez vardir. Bunlarin arasindaki dengenin bozulmasi iki farkli mekanizmayla yüksek tansiyona yol açar ve uygulanmasi gerekli tedavi her iki durumda farklidir. Bunlarin ayni anda etkili olmasi ise daha karmasik bir yüksek tansiyon biçimine neden olur. Yüksek tansiyon, vücutta asiri su ve sodyum tutulmasina bagli anormal bir sivi birikiminden kaynaklaniyorsa; tedavide idrar söktürücü ilaçlar kullanilir; yüksek tansiyon damar büzüsmesine bagliysa, bunu önlemeye, çözmeye yönelik ilaçlar öncelik kazanir. Ara biçimlerde ise her iki tür ilaç birden kullanilir.
Tansiyonun düsürülmesi gereken bazi özel durumlari da ele alalim:
Yüksek tansiyon ve yaslilar - Bir zamanlar yaslilarda dogal bir olgu olarak kabul edilmis olsa da, yüksek tansiyon damarlardaki yasliliga özgü degisiklikleri hizlandirir. Yaslilarda sürekli ve sabit yüksek tansiyonun etkilerinin en çok görüldügü organlar beyin, göz, kalp ve böbrektir. Damar sistemindeki degisikliklere bagli olarak bu organlarda islev bozuklugu görülür. Vücutta güç harcadiktan sonra ortaya çikan degisiklikleri degerlendirirken, tansiyonun ayni kosullarda saglikli kisilerde de yükseldigi unutulmamalidir. Yasli hastalarin tedavisinde amaç, sistolik kan basincinin 170 mmHg’nin, diyastolik kan basincinin ise 90 mmHg’nin altina düsürülmesidir. Yaslilarda tedavi, baska hastaliklarin da varligi nedeniyle gençlere göre daha zordur.
Ani tansiyon düsüsleri beyin dolasiminda zaten var olan yetmezligi kötülestirdiginden, bu durumun önlenmesi gerekir. Tedavinin asamali ve “yumusak” bir tansiyon düsürücüyle baslanip sürdürülmesi önerilir.
Yaslilarda yalnizca sistolik tansiyonun yükselmesi de sik görülür. Sistolik tansiyon yasla birlikte yükselir. Bu durum, aortun ve baslica atardamarlarin esnekliginin azalmasina ya da yok olmasina baglidir. Yaslilarda sistolik kan basinci 170 mmHg’nin üstünde, diyastolik basinç 90 mmHg’nin altinda ise baslangiçta olabildigince düsük dozda idrar söktürücülerle tedaviye baslamak gerekir.
Yüksek tansiyon ve seker hastaligi - Yüksek tansiyon seker hastalarinda, seker hastaligi olmayanlara oranla iki kat sik görülür. Eriskin tip seker hastaligi olanlarda yüksek tansiyonu açiklamak için bir çok varsayim ortaya atilmistir. Sismanlik her iki hastalikta da görülür. Seker hastalarinda tansiyonun kontrol altinda tutulmasi böbrekteki örselenmeyi yavaslatir ve hastaligin gidisini düzeltir.
Yüksek tansiyon ve gebelik - Gebelikte yüksek tansiyon tek basina ya da gebelik eklampsisi tablosunda vücutta sivi birikimiyle birlikte ortaya çikabilir. Bu durumun özellikle bebek için olumsuz sonuçlari olacagindan, tansiyonun dikkatle kontrol altinda tutulmasi gerekir.
Yüksek tansiyon ve çocukluk - Çocuklukta yüksek tansiyon oldukça ender görülür. Tansiyonun normal degerlerin disinda olmasi iç salgi hastaliklari, böbrek hastaliklarini ve aort damari darligini düsündürmelidir; ruhsal nedenler yada yanlis ölçüm gibi teknik nedenler de rol oynayabilir. Genellikle sorun kilo vermeyle düzelirse de, çocuklarda ve gençlerde görülen yüksek tansiyon olgularinin çok büyük bir bölümünde sorunun baska bir hastaliktan kaynaklandigi ve bu nedenle taniya yönelik bir arastirma özgül bir tedavi gerektigi unutulmamalidir.
Yüksek tansiyon ve böbrek yetmezligi - Böbrek hastaliginin agirlasmasini önlemek için tansiyonun denetim altinda tutulmasi gereklidir. Hekim tansiyonu düsürecek ilaçlari seçerken ve dozlarini ayarlarken dikkatli olmali ve böbrek islevleri üzerinde olumsuz etkisi olacak maddeleri kullanmaktan kaçinmalidir.
Hipertansiyondan korunmak mümkün mü?
Genellikle evet. Baska bir sebebe bagli (ikincil) hipertansiyondan korunma ve tedavi, altta yatan sebebin tespiti ve tedavisiyle mümkündür.
Yas, irk, cinsiyet, irsiyet gibi özelliklere bakmaksizin herkes için yüksek tansiyon önlemede altin kurallar sunlardir:
1- Ideal kilonuzu koruyun. Bu sebeple dengeli ve yeterli beslenmek esastir. Fazla kilonuz varsa mutlaka zayiflamalisiniz.
2- Fiziksel olarak daha hareketli olun. Bol bol yürüyün. Düzenli spor yapin. Asla hareketsiz ve hantal olmayin.
3- Sigara içmeyin. Içiyorsaniz mutlaka birakin.
4- Alkolden uzak durun. Alkole asla prim vermeyin.
5- Tuz ve Sodyumu az besinlerle beslenin.
6- Strese prim vermeyin, sakin olun.
7- Huzurlu ve mutlu bir ortamda yasamaya gayret edin.
8- Düzenli saglik kontrolleri yaptirin.
Sal 6 Şubat 2007
admin tarafından
Kalp Sağlığı kategorisine gönderilmiştir.
Yorum Yok
Günlük yasaminda, teknolojik gelismelerin sagladigi olanaklardan (otomobil, asansör, yürüyen merdiven vs) yararlanan günümüz insani yürümeyi neredeyse unutmus gibidir. Halbuki kalp sagligi için, düzenli yürüyüs programlari vazgeçilmez bir uygulamadir.
Düzenli egzersizin yararlari :
Kalp ve akciger fonksiyonlarini artirir. Alinan oksijen miktarini artirarak kalbin daha verimli çalismasina olanak saglar.
” Hareketsiz yasam “, kalp hastaligi olusmasinda bir risk faktörüdür. Kötü beslenme de buna eklenince bir baska risk faktörü olan “asiri kilo” ortaya çikar. Asiri kilo almamak için öncelikle beslenmeye özen göstermeli ve düzenli yürüyüs programlari uygulanmalidir.
Beslenmenin de düzenlenmesi ile birlikte Total kolesterol ve LDL(zararli kolesterol) seviyelerinin azalmasina; HDL(yararli kolesterol) seviyesinin artmasina neden olur.
Günlük yasantinin yarattigi gerilimi azaltarak risk faktörlerinden “Stres” i de önler.
Istirahat halindeki kan basincini düsürür. Nabiz sayisi azalir. Ancak kalbin kan atim hacmi arttigi için kalbin verimi artar.
Kalp hastalarinin hastaliklari nedeniyle kisitlanan efor kapasitesi düzelir, en azindan daha geriye gitmesi önlenir. Egzersiz yapan hastalarin hareketle yorulma ve nefes darligi gibi sikintilari giderek azalir. Egzersis ile, bacak kaslarindaki damarlarda genisleme olmasi ve kaslarin oksijen kullaniminin artmasi, kisinin yasam kalitesini artirmaktadir. Yürüyüs yapan hastalarda, kalp yetmezliginde seviyesi artmis olan katekolamin benzeri maddelerin seviyeleri düsmektedir. Kalp yetmezligi ile katekolamin benzeri maddelerin kan seviyesi arasinda kisir döngü iliskisi vardir. Kalp yetmezligi arttikça katekolamin seviyesi artmakta, artmis katekolamin seviyesi kalbi kötü yönde etkilemektedir. Egzersiz bu kisir döngüyü bozarak kalbin rahatlamasini, dolayisiyla kalp yetmezligi bulgularinin düzelmesini saglar.
Kurallar nelerdir ?
Gerek saglikli kisiler, gerekse herhangibir hastaligi olanlar, egzersiz uygulamalarina baslama karari almadan önce doktorlarina danismalidirlar.
Egzersizde yas önemli degildir. Her yasta yapilabilir. Ancak çocukluk yaslarindan beri düzenli egzersiz yapanlar kalp sagligi açisindan daha sansli kisilerdir.
Egzersiz, hafif bir yemegi takiben 1 - 2 saat sonra yapilmalidir. Açik havada egzersiz yapiliyorsa asiri soguk ve sicak havalarda yapilmamalidir(-100 ve + 300C derece).
Yarar saglamak için önemli olan, düzenli yapilmasidir. Saglikli kisilerde, kalp ve akciger sagligi için yürüyüs ile kalbin hizi “hedef nabiz sayisi” na ulasmalidir. Öncelikle maksimal kalp hizi bulunur. Maksimal kalp hizi 220 sabit sayisindan kisinin yasi çikartilarak hesaplanir. Hedef nabiz sayisi, maksimal kalp hizinin % 50-75 i kadar olmalidir. Nabiz saymak için boynun her iki tarafindaki atardamarlardan (Sah damari , Karotid arter) birine isaret ve orta parmaklarinizla hafifçe bastirmaniz, 10 saniye sayarak bu rakami 6 ile çarpmaniz gerekir. Egzersizi yürüme bandinda yapiyorsaniz, bu aygitlarla beraber satilan parmak ucuna veya bilege takilan saat seklindeki nabiz ölçerler nabiz sayisinin sürekli olarak izlenmesini saglar. Kalp hastalarinda hedef nabiz sayisi stres testi ile hesaplanmalidir.
Hedef nabiz sayisina ulasmak için egzersiz programinin baslangicinda kisiler kendini fazla yormamalidir. Sabirli ve zaman içinde ilerleme en saglikli olanidir. 6 ay sonunda bu hedefe ulasmak uygun bir gelismedir.
Her seans, 5 dakika basit isinma hareketleri ile baslamali, egzersiz sonunda 5 dakika süren gevseme hareketleri ile seans bitirilmelidir.
Kalp hastalari, düz yolda, imkani olanlar yürüme bandinda hizi ve süreyi izleyerek, gücünün elverdigi ölçüde, bir rahatsizlik hissettiginde yürümeyi kesmek ve kesinlikle kendisiyle yarismamak kosuluyla yürümelidir.
Haftada en az 5 gün ve günde 35 - 60 dakika süreyle egzersiz yapilmalidir.
Sal 6 Şubat 2007
admin tarafından
Kalp Sağlığı kategorisine gönderilmiştir.
Yorum Yok
Kardiyomyopati, kalp kasinin hastaligidir. Bunlar tansiyon yüksekligine, kalp kapakçik bozukluklarina bagli degildir.
Siniflandirma yapisal ve islevsel degisikliklere göre yapilir.Gruplar arasinda kesin ayrim zor olmakla beraber belli basli 4 tipi vardir :
Hipertrofik kardiyomyopati
Dilate kardiyomyopati
Restriktif kardiyomyopati
Aritmojenik sag ventriküler kardiyomyopati
Kardiyomyopatilerde genellikle kalp kasinin bozuklugu, sol karincigin (ventrikülün) seklini ve islevini etkiler.Sadece aritmojenik sag ventriküler kardiyomyopatide sag karincik(ventrikül) etkilenmistir.
Hipertrofik kardiyomyopatilerin yaridan fazlasi; dilatekardiyomyopatilerin 1/4 ü ailevidir.
Hipertrofik kardiyomyopatiler de EKO da sol ventrikülün bir kismini veya tamamini ilgilendiren kalinlasma görülür. EKG de bu hastaliga ait özel belirtiler vardir.
Dilate kardiyomyopatilerde EKO da sol ventrikülde genisleme ve sol ventrikül fonksiyonunda (ejeksiyon fraksiyonu) azalma görülür.
Hipertrofik Kardiyomyopati :
Nadiren dogumdan hemen sonra tesbit edilir.
10 yas ile ergenlik arasinda daha sik saptanir.
Hastanin gelismesi yavastir.
Giderek kalp kasi hücrelerinin yerini bag dokusu alir.Bu da sistolik fonksiyonu (kalbin kan pompalamasi) bozar.
Hastalar nefes darligi, gögüs agrisi veya bayilmalardan yakinir.
Gelisme çaginda ve genç yetiskin çagda ani ölüme neden olabilen bir hastaliktir.
Dilate Kardiyomiyopati:
Genislemis ve hareketi azalmis sol karincik(ventrikül) ile karakterizedir.
Genellikle sebebi belli degildir.
Siklikla orta yaslarda ,erkeklerde görülür.
Kalp kasinin enfeksiyon ve toksik etkilere karsi genetik yatkinliginin olmasi hastaligin aileden gelme bir hastalik oldugunu düsündürür.
Alkolik kardiyomiyopatilerde alkol birakilinca iyilesme görülür.
% 75- 80 vakada kalp yetmezligi ile kendini gösterir.
Fizik muayenede sol karincik(sol ventrikül) büyümesi, aritmiler saptanir.Sol karincik ile sol kulakçik arasindaki kalp kapakçigi(mitral)na ait üfürüm ve akciger tabanlarinda sivi birikmesine bagli anormal solunum sesleri (bazal krepitasyon) duyulur.
EKGde yalniz sinüs takikardisi , ventriküller arasi iletim gecikmesi, sol dal bloku veya ST ve T dalgalarinda özel olmayan degisiklikler ;
Akciger filminde akciger toplar damarlarinda dolgunluk ve kalp genislemesi görülür.
EKO da sol ventrikül genislemesi, sol karincikta pihti vardir.
Sebebi bulabilmek için Koroner anjiografi(kalp damarlarinin grafisi), otoimmün ve biokimyasal arastirma yapilmalidir. Kalp kasi biopsisi ile esas etken ortaya koyulur. Akut kalp kasi iltihabini göstermenin en iyi yolu biopsidir.
Tedavide digoxin, diüretik (idrar söktürücüler) ve ACE inhibitörleri temel ilaçlardir. Digoxinin ölüm oranini azaltici etkisi yoktur ama tekrarlayan kalp yetmezligini engelleyerek hastaneye yatislari azaltir. Kalp odaciklarindaki pihtilasmanin diger organlarda damar tikanmalarina sebeb olmasini önlemek için pihtilasmayi geciktirici ilaçlar kullanilir. Beta blokerler kullanilacaksa tedaviye düsük dozlarda baslamak gerekir. Özellikle Carvedilol bu grup ilaçlar içinde en yararli olanidir. Ventriküler aritmiler siktir. Ciddi ventriküler aritmiler nedeniyle hayati tehlike geçiren ve acil müdahale ile hayata döndürülen hastalarda kalp içi elektrosok cihazi (ICD) uygulanmalidir. Ventriküler fibrilasyondan baska kullanilan aritmiyi durdurucu ilaçlara bagli olarak da bloklar ve kalp durmasi görülebilir.
Hastalarda kan potasyum ve magnezyum seviyelerinin normal olmasina dikkat edilmelidir
Kalp nakli düsünülen hastalar arasinda dilate kardiyomiyopati vakalari önemli yer tutar. Sonuçlar basarilidir. 5 yillik basari orani %70 dir.En önemli sorun organ bagisinin az olmasidir. Bu nedenle iskelet kasiyla kalbin sarilmasi seklinde yapilan kardiyomyoplasti ameliyatlari da uygulanmaktadir. Yapay kalp çalismalari da gelismektedir.
Restriktif Kardiyomiyopati :
Bu hastalikta kaslarin gevseme yeteneginin azalmasi nedeniyle kalbin dolma fonksiyonu bozulmustur.
Amiloidosis, makroglobulinemi ve myeloma gibi hastaliklar bu kalp hastaligina sebep olur.
Hastalarin tansiyonu düsüktür.
EKG ve EKO da bu hastaliga özel belirtiler vardir.
Hastaligin sonucu kötüdür.
Tanidan bir yil sonra hastalar kaybedilir.
Çabuk ilerleyen myelomalar disinda kalp nakli tek çaredir.
Aritmojenik Sag Ventriküler Kardiyomiyopati :
Ailevidir,ilerleyicidir,siklikla genç erkeklerde görülür.
Sag ventrikülün bag dokusu ile isgal edilmesine baglidir.
Sag ventrikül kökenli ciddi aritmiler veya takikardiler görülür.
Zorlu egzersizler sonucu gençlerde görülen ani ölüm nedenlerinin belli baslilarindandir.
— Next Page »