Eylül 2008





KONTAKT LENSLER

Kontakt lenslerin icadı bir asır öncesine kadar uzanmaktadır. Bu konudaki öncülerden biri olarak kabul edilen August Müller 1889 yılında yazdığı bir makalesinde, kendi görme bozukluğunu bu lenslerle düzeltmeye yönelik çabalarından bahsetmiştir. O dönemlerde yeni denenmeye başlayan kontakt lenslerin, henüz göze uygulanabilecek özelliklerde üretildiğini söylemek güç olur, Müller şiddetli ağrı ve bulanık görme sebebiyle lenslerini ancak yarım saat takabiliyordu.

Günümüzde kullanılan kontakt lensler ise, ince, biopolimer adı verilen çok özel plastik bir maddeden yapılmaktadır. Bu lenslerle miyopi (uzağı görememe), hipermetropi (yakını görememe) ve astigmatizma gibi hemen her türlü optik bozukluk düzeltilebilmektedir. Gözün saydam tabakası ( kornea) üzerine yerleştirilir ve kendisiyle bu saydam tabaka arasına sızan gözyaşına yapışır. Göz kırpılmasıyla lens yavaşça hareket eder, bu hareketle lensin altına taze gözyaşı girer, bu da kornea tabakası için gerekli oksijenlenme ve nemlenmeyi sağlar.

İki tip kontakt lens mevcuttur; sert kontakt lensler ve yumuşak kontakt lensler. Sert lensler ise kendi aralarında gaz geçirgen ve gaz geçirgen olmayan tip şeklinde iki kısma ayrılmaktadırlar. Gaz (oksijen) geçirgen sert kontakt lenslerde, direkt lens üzerinden korneaya gaz geçişi mümkün olduğundan, diğer tipe oranla daha sıklıkla tercih edilmektedir. Yumuşak kontakt lensler ise daha çok su içerdiklerinden dolayı esnek bir yapıdadırlar, gaz geçirgen özelliğine de sahiptirler. Lens kalınlığına ve su içeriğine göre gaz geçirgenliği değişmektedir. Burada ifade edilen gaz geçirgenliği ifadesi oldukça önemlidir, çünkü kornea dediğimiz saydam tabakanın sağlıklı olabilmesi için oksijenin bu tabakaya lens üzerinden sorunsuz geçmesi gerekmektedir. Yumuşak kontakt lenslerin gece gözde kalacak şekilde uzun süreli kullanımını önermemekteyiz, çünkü kornea tabakası uyurken gözkapağının arkasındaki küçük damarlardan besinini ve oksijenini almaktadır. Gece uykusunda lens takılması bir bariyer etkisiyle korneanın besin almasını önleyecektir, bu ise göz sağlığı açısından oldukça sakıncalıdır. Her tür yumuşak kontakt lens mutlaka gece uykusundan önce çıkartılmalı ve solüsyonunda saklanmalıdır.

Kontakt lens teknolojisindeki ilerlemeler son zamanlarda öyle bir hız kazanmıştır ki, insanların bu lensler hakkındaki bilgileri gelişmelerin biraz gerisinde kalmıştır. Halen yaygın olarak inanılan birçok yanlış düşünce mevcuttur, bu yanlış düşüncelerin üzerinde durmak ve doğru bilgileri anlatmak faydalı olacaktır.

Birçokları kontakt lens takmaya alışmanın zor olacağını, buna alışamayacaklarını zanneder. Halbuki kişi karar verdiğinde gözüne lensi yerleştirmek pek problem yaratmaz, lens takıldıktan birkaç dakika sonrasında ise artık yumuşak lensler gözde çok az hassasiyet yapmaya başlayacaktır. Gaz geçirgen sert lenslere alışmak ise biraz daha uzun zaman almaktadır, ancak günümüzde bazı özel durumlar dışında bu tür sert lens kullanımı artık tercih edilmemektedir. Yumuşak kontakt lenslerde uyum süresi birkaç gündür, gaz geçirgen sert lenslerde ise yaklaşık 2-3 haftadır.

Başka bir yanlış inanış, kontakt lenslerin gözlüğe kıyasla daha az kullanılışlı olduğu şeklindedir. Halbuki ilk kez lens kullanımında kişi, gözüne lensi yerleştirme tekniğini öğrenene kadar yavaş ve dikkatli davranmalıdır, bu teknik kazanıldığında ise artık lensi yerleştirmek sorun olmaz. Kontakt lenslerin bakımı ve muhafazası için eskiden birçok solüsyonlar kullanılıyordu ve bu zaman alıyordu. Günümüzde ise gece uykusunda çıkartılan lenslerin sadece bir çeşit özel solüsyonda bekletilmesi yeterli olacaktır. İlk birkaç günlük alışma periyodundan sonra rahatça kullanılan lenslerin, gözlüğe kıyasla çok daha kaliteli bir görüntü sağladığı şüphesizdir. Gözlüğün dezavantajı net görüş alanını daraltmasıdır. Gözün yapısına tam bütünlük sağlaması ve doğrudan gözün üzerine yerleştirilmesi nedeniyle, kontakt lenslerde görüntü daha net ve görme alanı daha geniştir. Özellikle yüksek numarası olan kişiler gözlüğe kıyasla kontakt lensle daha iyi boyutta bir görüş sağlarlar.

Pek çok insan astigmatın kontakt lensle düzelmeyeceğine inanır, ancak bu da doğru değildir. Gözün kornea dediğimiz ön saydam yüzeyinin düzensiz olması hali anlamına gelen astigmatizma bir hastalık olmamakla birlikte çok yaygın bir durumdur, yakında ve uzakta bulanık görme halidir. Eskiden gaz geçirgen sert lenslerin kullanıldığı astigmatizma için, günümüzde özel tekniklerle yumuşak lensler üretilmiştir ve rahatlıkla kullanılmaktadır.

Bazıları ise, lens kullanımı sırasında ortaya çıkabilecek zorlukları duyduklarından, kontakt lenslere soğuk bakarlar. Eskiden uygulanan sert lenslerde birtakım zorluklar yaşanmaktaydı, ancak günümüzde yumuşak lensler, gözün hava almasını sağlayacak çok özel malzemelerle imal edilmektedir. Lenslerin gözde doğru yere oturması ve önceden kesitirilebilir bir şekilde hareket etmesi için özel dizaynlar kullanılmaktadır. Lens kullanmaya yeni başlayanlarda en sık görülen şikayetlerden biri kuru göz hissidir. Bu hissi hafifletecek özel dizaynlar ve lens materyalleri mevcut olduğu gibi, lens takılması esnasında kullanılan ve gözü nemlendiren özel damlalar da kullanıma girmiştir. Kontakt lens takılması sırasında ortaya çıkabilecek yan etkilerin çoğu kendi kendini sınırlayıcıdır; yani lensler kısa bir süre için gözden çıkarıldığında, bunlar çabucak geçer. Göz doktorunun talimatlarına uyulduğunda ise, lens kullanımı sırasında çok ciddi bir komplikasyonun ortaya çıkması son derece nadirdir.

Gözün önüne yerleştirilen ve gözle iyi bir uyum sağlayan kontakt lensler, yinede bir yabancı cisimdir. Düşük bir ihtimal de olsa gözü çizebilir, mikrop kaptırabilir. Eğer önerilen süreden daha uzun takılırsa, saydam tabakada çizilme ve şişme (ödem) yapabilir. Değiştirilmeden uzun süre kullanılırsa lens üzerinde birikintiler (depozitler) oluşabilir. Bu birikintilere, lense veya lens temizleyici solüsyonlara karşı alerji gelişebilir. Çok nadiren lensin gece gözde kalmasına veya bakımlarının iyi yapılmamasına bağlı olarak ciddi enfeksiyonlar oluşabilir ve bu durum görmeyi bozabilir. Bahsedilen bu riskler, gerçekte nadirdir ve göz doktoruna başvurulduğunda tedavileri oldukça kolaydır.

Kontakt lens uygulayıcılarının, lens kullanım ve bakım kurallarını eksiksiz uygulaması başarıda mutlaka gereklidir. Konunun uzmanı göz doktoru tarafından çeşitli göz ölçümleri ve muayenesi sonrasında alınması gereken kontakt lensler, gözlüğe oranla görmeyi düzeltmede tercih edilen, uygun ve güvenilir bir alternatiftir. Bazı göz hastalıkları kontakt lens kullanımını engellemektedir. Gözlerinde sık sık enfeksiyon olan hastalar, ciddi allerjik göz rahatsızlığı bulunanlar, gözyaşı azlığı ya da gözyaşı yapı bozukluğu bulunan kişiler, kontakt lenslere oldukça zor uyum sağlarlar ve bu lensleri gözlerinde temiz tutabilmeleri de oldukça güçleşir. Bu durumlarda, hastanın lens kullanıp kullanmayacağına, göz hekimi karar verecektir.

Toparlamak gerekirse; kontakt lenslere alışmak kolaydır, kullanılışlık ve günlük yaşamda özgürlük açısından gözlüğe kıyasla önemli avantajlar sunmaktadır. Astigmatizma dahil, hemen her tür görme bozukluğunu lenslerle düzeltmek mümkündür. Uzmanların tavsiyesine uygun hareket edilirse, kullanımlarıyla ilgili ciddi problemlerin ortaya çıkma riski düşüktür. Kontakt lenslerle sağlanan görme gücü, gözlüklerin sağladığından daha iyidir.




KOKU VE TATLARI FARKLI ALGILIYORUZ
(

Her insan kokuları ve tatları farklı algılıyor. “ Nature Genetics” dergisinde yayımlanan habere göre, Weizmann Enstitüsü’nde görevli bilim adamı Doron Lancet başkanlığındaki ekip, 189 kişi üzerinde araştırma yaptı. Burundaki koku almayla ilgili reseptörlerin (alıcı) oluşumundan sorumlu hangi genlerin aktif olduğunu inceleyen bilim adamları, bu genlerin tat alma duygusuyla da yakından ilgili olduğunu kaydettiler.

Toplam 50 gen tespit eden bilim adamları, bu genlerin belirli bir kural olmaksızın aktif ya da inaktif olduğunu belirlediler.

Aktif ve inaktif genlerin oluşturacağı olası kombinasyonları hesaplayan bilim adamları, hemen hemen bütün insanların kendine özgü koku ve tat alma duygularının olduğu sonucuna vardılar




KIS AYLARINDA EGZERSIZ

Soğukta egzersiz güvenli mi? Bu soruya verilecek yanıt: “Genel olarak bakıldığında evet. Ancak gereken tedbirlerin alınması ve vücut ısısının korunması gerekiyor.”

Amerikan Egzersiz Konseyi sözcüsü Richard Cotton, soğuk havada spor yapanlara kat kat giyinmelerini öneriyor. Bu şekilde hava ısısına ve rüzgarın şiddetine göre uygun şekilde giyim ayarlanabiliyor.

Nasıl giyinilmesi gerektiğine etki eden birçok değişken olduğunu belirten Cotton, yürüyüş yapan birinin, uzun mesafe koşusu yapan birinden daha kalın giyinmesi gerektiğini söylüyor. Vücut ısısını çok yükseltmeyen spor dalları için daha fazla giyinilmesi tavsiye ediliyor.

Cotton, en alta bir tişört veya boğazlı fanila, üzerine sıcak tutan bir kazak ya da sweatshirt, en üste de rüzgara ve yağmura karşı koruyucu bir mont giyilmesini öneriyor. Bu şekilde sıcaklayınca bir kat kıyafet çıkararak uygun koşulu ayarlamak olanaklı. Teri emen tişört ve çoraplar özellikle önemli, çünkü deri üzerinde ter, üşümeyi artırıyor.

Cotton bere ve eldiven kullanılmasını da önemle hatırlatıyor. İnce pamuklu eldivenlerin kullanılması daha da konforlu. Vücut ısısının önemli bir bölümü ellerden kaybedildiğinden elleri sıcak tutmak, vücudu sıcak tutmakla eş anlamlı. Düşük sıcaklıklarda eller ve ayaklar çok üşüyor, çünkü vücut, hayati organları koruyabilmek için uç organların üşümesine göz yumarak buraları ısıtıyor. Hava çok soğuk olduğunda kullanılabilecek cerrah maskeleri ile ısınmayı kolaylaştırabilirsiniz.

NE KADAR SOĞUK?

Peki ama ‘çok soğuk’tan kasıt ne? Amerikan Egzersiz Konseyi, soğuk-rüzgar faktörünün -30 dereceyi bulması sonucu vücut ısısının tehlikeli şekilde düşmesiyle ortaya çıkan hipotermi ve yüz kaslarının soğuktan donması gibi risklere dikkat çekiyor. Soğuk-rüzgar faktöründe hem hava ısısı, hem de rüzgarın şiddeti önemli olduğundan, 0 derecede bir havada saatte 70km süratle esen rüzgar da aynı şekilde tehlike arz ediyor.

California’nın kayak merkezi Mammouth Lakes’de fitness ve kayak hocalığı yapan Suzanne Nottingham’a göre tehlike sınırında en büyük kılavuz, rahatlık hissiniz. Hava gerçekten çok soğuk olduğunda, sıkı giyinilmediği takdirde hipotermi riski çok büyük. Bu yüzden sınırların bilinmesi ve üşündüğünde giyinilmesi çok önemli.

Hipoterminin belirtileri arasında zihin karışıklığı, solgun yüz ve baş dönmesi sayılabilir. Bu durum bilinç yitimine kadr götürür, hatta ölümle sonuçlanabilir.

ALIŞKANLIK ÖNEMLİ

Açık havada egzersiz yapmanızın güvenliğini belirleyen diğer faktörler arasında, hava koşullarına ne kadar dayanıklı ve hazırlıklı olduğunuz da önem taşır. Örneğin Antalya’da yaşayan biri Ankara’da, Ankaralılar’dan daha büyük zorluk çeker.

Kayma ve düşme de karlı ve buzlu havalarda karşılaşılabilecek riskler arasında. Bu yüzden dikkatli olmakta yarar var. Uzmanlar, kaldırım ve yol kenarlarındaki karlar temizlenmeden koşuya çıkılmamasını tavsiye ediyor.

Belli bazı sağlık sorunları da beraberinde değişik önlemleri ve koşulları getirebiliyor. Örneğin kalp ve solunum yolu rahatsızlığı olanların daha dikkatli olması ve bir uzmana danışmasında yarar var. Astım krizleri de soğuk havalarda artabiliyor.

Hava soğuk olduğu ve yazın olduğu gibi çok terlemediğiniz halde bol bol su içmeyi unutmayın. Spordan önce ve sonra olduğu kadar, egzersiz sırasında da su içmelisiniz.

Kış ayları, kayak, snowboard ve paten gibi, yılın diğer zamanlarında faydalanılamayan spor olanakları sunar. Bu yüzden fazla endişelenmeyin; birkaç kat halinde giyinin ve tadını çıkarın.




KARBONMONOKSİT ZEHİRLENMESİNE DİKKAT Her yıl, kış aylarında sobalarda kömürün bilinçsizce yakılması sebebiyle çıkan karbonmonoksit gazı ile zehirlenme olaylarının yaşandığını belirten uzmanlar, zehirlenmelerin en aza indirilmesi için sobaların doğru yakılması ve kaliteli kömür kullanılması gerektiğini söylüyor. Uzmanlar, soba zehirlenmelerinin çoğunluğunun sobayı yanlış yakmak ve standart dışı sobaların kullanılması sonucu meydana geldiğine dikkat çekerek, zehirlenme olaylarının yaşanmaması için kaliteli kömür kullanılması, sobanın üstten yakılması ve sobanın hava alan bölümlerinin kapanmaması gerektiğini vurguluyor. Soba kurulurken veya şofben takılırken bilinçli bir yöntemin izlenmesi, dar alanda şofben kullanılacaksa havalandırmanın mutlaka yapılması, bacaların temizlenmesi ve lodosta kesinlikle soba yakılmaması gerekiyor. Doğalgaz ve fueloil kullanılan evlerin bacalarının da yılda bir kez mutlaka temizlenmesi gerektiğinin altını çizen uzmanlar, vatandaşın baca temizleme konusunda mahalli itfaiyeden yardım isteyebileceklerini belirtiyor. Hayati tavsiyeler Uzmanlar, zehirlenme olaylarının önüne geçmek için; teknik olarak uygun olmayan, standart dışı şofben ve sobaların kullanılmaması, baca temizliklerinin yapılması, lodosta soba yakılmaması, sobaya kömür atıldıktan sonra ve kömür tamamen yanmadan yatılmaması, sobanın üstten tutuşturulmasını, boruların yatay olmaması, yatay boruların en fazla iki metreyi geçmemesi, boruların sağlam şekilde izole edilmesi, kömürlü sobalarda yılda en az iki defa bacaların temizlenmesi, şofben ve kombilerin bacalarının da belirli aralıklarla temizlenmesi, şofben borusunun izole edilmesi ve uyumadan veya banyodan önce kapının aralanması gerektiğine dikkat çekiyorlar. Soba nasıl kullanılmalı? * Asgari yüzde 20 daha az kömürle hem ısınmak, hem de o oranda temiz bir çevrede yaşamak için mutlaka üstten yakmalı soba kullanılmalı ve sobanın büyüklüğü ısıtılacak yerin hacmine göre seçilmeli. * Verimli yanma sağlamak için sobanın en fazla 3’te 2’si kömürle doldurulmalı. * Tutuşma sırasında sobanın alt kapağı kapalı, üst kapağı ise açık olmalı. * Soba söndükten ve külü boşaltıldıktan sonra yeniden kömür doldurularak üstten tutuşturulmalı. * Yatmadan önce sobanın tamamen söndüğünden emin olunmalı. * Sobalar hergün bacalar ise yılda en az iki defa temizlenmeli.




KAN GRUPLARINA GÖRE KİŞİLİK TAHLİLİ

0 grubu: Kendine güven, cesaret; A grubu: Sinirli ve hassas; B grubu: Uyumlu ve yaratıcı; AB grubu: En çekici ve ilginç…

En cesur ve güçlü 0 grubu

Bu kan grubu taşıyan herkes gücü, dayanıklığı, kendine güveni, cesareti, sezgiyi ve tanrı vergisi bir iyimserliği genetik hafızalarında taşırlar.Melodik mizaç özelliğine sahiptirler. Bunlar yaşamın tadını en iyi çıkaran, dünya nimetlerinden en geniş biçimde yararlanan kişilerdir. Hayati bir melodi gibi yaşar ve kavrarlar.

İçinde bulundukları ortama çok iyi uyum gösterirler. Tüm insanlarla ve bütün varlıklarla anlaşırlar. Onlara ters düşmeden, olumlu ilişkiler kurmayı başararak yaşarlar. Bu engin uyum düzeni içinde, önlerine sunulan olanaklardan rahatlıkla yararlanırlar.

Amaçladıkları sonuca, büyük uğraşlara kalkışmadan, kolayca ulaşırlar. Onların bu başarılarındaki en büyük etken, dış dünyayla, sudaki hidrojenle oksijen gibi uyumlu olmalarıdır.

Modaya, havaya, zamana hemen uyuverirler. Herhangi birine çok değişik ve ters gelebilecek bir ortam düşünelim. Onlar bu ortam içinde dağılıp şaşırmaz, ürküp sinmez, bir köşeye çekilip donup kalmazlar. Hemen uyum gösterirler. Sivri ve uç düşünceledri, aykırı fikir ve eğilimleri yoktur.

Sağlıklı bir bünye ve iyimserlikle desteklenmiş liderlik özellikleri (güç, etki, güvenirlik) ve başarı için gerekli güdüler size kalan 0 grubu mirasıdır.

En paylaşımcı A grubu

Kalabalık insan toplulukları ve yerleşik ama daha kırsal yaşam gerilimleri baş edebilmek üzere ortaya çıkmıştır. Psikolojik özelliklerinin bazıları, kalabalık çevresel kitlelerin ihtiyaçlarına katlanabilmekle gelişir. Uyumlu mizaç özelliğine sahiptirler. Bu grup içinde yer alanlar, duyan, hisseden, sürekli olarak araştıran, çevrelerindeki kişiler ile bağlantı ve uyum sağlamaya çalışan kişilerdir. Dış dünyadaki tüm değişikliklere karşı duyarlıdırlar. Ancak aşırı duyarlılıkları, çevrelerinde büyük uyum güçlüğüne düştüklerinde onların geriye doğru kaçmalarına ve içlerine kapanmalarına neden olur.

Uyumlular, içinde bulundukları toplumun en ilgi çekici ve en renkli varlıklarıdır. Ancak dayanma ve uyum sağlama yeteneklerinin yetersiz kaldığı ortam ve koşullarda çözülürler. Acınacak, zavallı insanlar olurlar. Büyük bir olasılıkla, bu oluşumun içindeki bireyde olması gereken en önemli özellik, paylaşımcı yapıdır. İlk A lar, karmaşık bir hayatın meydan okumalarına karşı duyarlı, kurnaz, istekli ve akıllı olmak zorundaydılar. Ancak bütün bu niteliklerin tek bir yapıda tolanması gerekiyordu. Belki de bu bugün bile A ların daha gerilimli bir yapıya sahip olmalarının bir nedenidir. Sıkıntılarını içlerine atarlar.

Fakat patladıklarında da dikkatli olmalısınız. O gruplarının çok başarılı olduğu gerilimli ve sıkışık liderlik pozisyonlarına A lar pek uygun değildir. Bu onların lider olamayacakları anlamına gelmiyor. Ama içgüdüsel olarak, çıkar gözeten liderliği istemezler.

A kan grubunda diğer gruplardan daha az grip görüldüğü bilinmektedir. Ayrıca virüslerin etkisi, AB grubunda da diğer gruplara göre daha azdır.

En uyumlu B grubu

Irkların karışması, yeni topraklar ve yabancı iklimlerle karşı karşıya kalan ilk B gruplarının yaşamlarını sürdürebilmek için uyumlu ve yaratıcı olmaları gerekiyordu.

B grupları yerleşik A grupları kadar düzenli ve uyumlu bir konfora gereksinim duymazken O grularından da daha az kararlılık sahibidirler. Bu özellikler B gruplarının her hücresinde mevcuttur. Biyolojik olarak B gruplar diğer gruplardan daha uyumludur. Ritimli mizaç özelliğine sahiptir. Davranışlarında akılcı, sistemli, düzenli ve iradelidir. Başkalarının tepki ve eğilimlerini dikkate almaksızın, kendi düşünce ve kararları doğrultusunda ilerler. Onu bir demiryolu üzerinde giden, önüne çıkan engelleri ezen veya birlikte sürükleyen bir lokamatife benzetebiliriz.

Çevrelerine egemen olmak ve yönetmek isterler. Gözüpek, inatçı, otoriter ve serttirler. Mantık ve irade, onlarda daima duygulardan daha önce gelir. Bu mizaca sahip bulunanların tipi, asker, uzman ve danışmandır.

Bir çok yönüyle B grupları bütün olası seçeneklerin en iyisine sahiptirler. A ruplarının zihinsel ve duygusal olarak uyarılmış edimlerinin yanısıra O gruplarının saldırgan ve keskin fiziksel tepkilerine ait öğeleri de içlerinde barındırırlar.

B gruplarının farklı kişiliklerle daha kolay ilişkiye girebilmelerinin nedeni, genetik doğaları gereği daha uyumlu olmalarındandır. Çünkü kendilerini rekabet ve savaşlara karşı daha az eğilimli hissederler. Onlar diğerlerinin bakış açısından da bakabilirler. Empati yetenekleri vardır.

En çekicisi AB grubu

Bu grup sinirli ve hassas A larla dengeli B lerin birleşmesiyle oluşmuştur. Sonuç ise tinsel, yaşamın özellikle sonuçlarının pek farkında olmadıkları bir takım etkenlerini kucaklayan, biraz parça parça bir karekterdir.

Kompleks mizaç özelliği gösterirler. diğer üç mizacın tüm özelliklerini, karmaşık ve karışık bir biçimde bu kümede yer alan kişilerde görülür. Bu üç özellik, farklı yoğunluklarla bir arada bulununca, kişi birbiriyle uyuşmaz eğilimlerin elinde adeta oyuncak olur.

Böyleleri, dengeleri için gerekli olan dinamik bir düzenleme, güçlü bir irade ve iyi bir disiplinle karşılaşana değin, çelişen, karmaşık duygu, düşünce ve eğilimlerin elinde bocalayan, kaprisli, kararsız ve tutarsız bir kişi olur çıkarlar. Bununla birlikte çevrelerine önem vermeleri, sosyal tutum ve yargıları önemsemeleri, mantıklı düşünme yetisine sahip olmaları gibi olumlu yönleri onları başarıya ulaştırabilir.”

Çoğu kez onlar detaylarla uğraşıp kendilerini yormazlar. AB grubu, kan grupları arasında en çekici ve en ilginç olanıdır. Ama onların doğal karizması ardında hep kırık kalpler bırakır.

Kan grupları arasında AB çok ender görülür.A grubuyla B grubunun karışmasından meydana gelen bu kan grubuna dünya nüfusunun ancak %5 i dahildir.Ve de bu grup,kan gruplarının en yenisidir.Bundan 10-12 yüzyıl öncesine kadar böyle bir kan grubu yoktu.Doğudaki istilacı güçlerin batıdaki ülkeleri ele geçirmeleri üzerine farklı uluslar birbirlerine karıştılar. Doğuyla batı uygarlığının karışması sonucunda AB kan grubu ortaya çıktı. M.S. 900 yıllarından itibaren AB kan grubu oluştu. A ve B gruplarındaki Avrupalılar ın evlilik yoluyla biraraya gelmedikleri kesindi. Ancak doğudan batıya akın başladıktan sonra farklı kan grupları birleşebildi.

Next Page »